|
|
 |
| |
|
Avrupa'daki Kültleşmiş Konser Mekânları
Stadyumlar bir futbolseverin en çok dikkat ettiği, sevdiği ve görmek istediği şeylerdendir. Barcelona'nın Camp Nou'sunda, Manchester United'ın Old Tarfford'ın da maç izlemek başlı başına bir seyahat sebebidir, belki de kutsaldır onlar için. İş bizim alanımız olan müziğe gelince, iyi -ve paralı- bir müziksever için de olay bundan pek farklı değil. Futbolla müzik arasında birebir bir bağlantı yapmak gerekirse Festivaller, Dünya; Avrupa kupalarıysa; bir şehrin kült olmuş konser salonunda iyi bir konser izlemek, Celtic Park'da Rangers - Celtic derbisi izlemek gibi benim için. Bu sayıda kuzeyden, Stockholm'den başlayıp güneye, Barcelona'ya ve İstanbul'a kadar konser salonlarına göz atacağız
Devam >> |
|
|
|
 |
 |
|
|
Oasis – Dig Out Your Soul
İlk önce biraz nostalji yapalım ki moralimiz yerine gelsin, yoksa direk Dig Out Your Soul’ la başlarsak okuyucu kendini jiletlemeye başlayabilir. Durum o kadar fena yani. Efenim bilirsiniz 90’ ların ortasında müzik camiası adanın yeni janrını, Brit-Pop’ u konuşmaya başlamıştı. Oasis , Suede ve Blur’ ün üç silahşorları oluşturması akabinde birbiri ardına gruplar çıkmaya başlamış, albüm satış rakamları iki haneli milyonlara varmıştı.
Devam >>
|
 |
|
Fleet Foxes- Fleet Foxes
Mart ayının başında, dergimizin müzik editörlerinden biri, sevgili dostum, canım arkadaşım Hakan’a haber uçurup, canhıraş bi şekilde “Hakan Fleet Foxes diye bir grup var, EP’lerini ben yazıcam!” demiş, kabul ettirmiş ve 28 Şubat çıkışlı The Sun Giant EP’sini sizler için değerlendirmeye çalışmıştım. Haziran ayında bu yazıya bahis albüm çıkana kadar da çokça kulaklığımda yer almıştı. 3 Haziran’da albümün yayınlanmasından sonra ise, Fleet Foxes etkisi tüm dergiyi sardı farkındaysanız. Dergideki listemizde, bilgisayarlarımızdaki playlistlerde, i-podlarda, yolda, okulda, işte, devamlı bu albümü dinler olduk. Fakat indie’de şu sıralar baş gösteren “folk devrimi”ni ve Fleet Foxes’ın bunu iyi yapan sayılı gruplardan olduğunu düşünecek olursak, Fleet Foxes’ın, sadece bizim listemizde değil tüm listelerde yüksek sıralara oturmuş olması şaşırtıcı değil. Bu başarıyı atlamış, albümü dinlememiş birileri varsa, buyurun gecikmeli de olsa bu yazıyı okuyun.
Devam >>
|
 |
|
Death Cab For Cutie – Narrow Stairs
Sene 1998, Seattle civarlarında olan Bellingham’dan çıkma grup Death Cab for Cutie ‘Something About Airplanes”i yayınlar ve albüm underground müzik sahnesinde hatırı sayılır derecede olumlu eleştiriler ile karşılanır. Albüm hakkında o zamanlar yazılıp çizilmiş olanlara bakıldığında, kendileri hakkında benzer cümleler göze çarpıyor; “belki hiçbir zaman ‘çok büyük’ olamayacaklar fakat bu onların çok iyi bir grup olduğu gerçeğini değiştirmeyecek”. İronik olan, bu yorumları yazanların grupta kesinlikle ışık görmelerinin yanı sıra, grubun bir ‘hulk’a dönüşecek olmasına da pek ihtimal vermiyor olmaları. Grupta iş olduğunu anlamak güç olmadığı gibi, hakları var, içinde yeşil bir devin saklı olduğunu o zamanlardan görmek bi o kadar zor olsa gerek.
Devam >>
|
 |
|
Antony & The Johnsons - Another World
Caz festivalinde ülkemize konuk olan bir isimden bahsetme zamanı. Aslında sürekli Antony'den bahsedildiği için bir nebze olayın "The Johnsons" tarafına haksızlık oluyor gibime geliyor ama benzerini Ben Harper, Stephen Malkmus ve hatta Bob Marley örneklerinde yaptığımızdan artık alışageldik. Devam >> |
 |
|
Deerhunter - Microcastle
Durakta otobüs bekliyorsunuz. Yerlerde yapraklar var. Yorgunluk sebebiniz olan işleri tüm günle beraber geride bırakmışsınız ve siz, saçlarınızı kullanarak yüzünüzü gıdıklayan rüzgârın sonbahara ne kadar da yakıştığını düşünürken, o anla olabildiğince uyumlu bir şarkı çalınıyor kulağınıza. İşte o şarkının bu yazıyı okuduktan sonra, Deerhunter'ın Microcastle adlı son harikasının "Intro"su olma olasılığı sandığınızda daha yüksek.
ı. Devam >> |
 |
|
The Dodos - Visiter
2008’de indie-folk camiasına kazandırılan albümleri hesaba katarsak, oldukça hayırlı bir sene geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Güzel bir albüm yayınlayarak bu hayıra zemin hazırlayan isimlerden biri olan, San Fransisco çıkışlı ‘The Dodos’ ile henüz tanışma şerefine nail olamamışlara kısa bir hatırlatma geçelim. Meric Long’un, 2005 yılı şubat ayında ‘Dodo Bird’ adı altında ilk solo ep’sini yayınlamasının hemen ardından, Logan Kroeber ile yolları kesişir ve isimlerini ‘The Dodos’ olarak yuvarlayarak konserler vermeye başlarlar. 2006 aralık ayında ise ilk albümleri ‘Beware of the Maniacs’, kulaklarımızın pasını silmek üzere raflardaki yerini alır. Bu albümde, (haliyle) gitarların ön planda olduğu bir düzenleme çıkıyor karşımıza. Albüme genel olarak sakin, durgun bir hava hâkim. Birkaç şarkı dışında ritimler pek göze çarpmıyor; daha duru, sessiz sakin folk şarkıları dinliyorsunuz. Grupla yeni tanışanlara, benim bu albümle tanışmamı sağlayan ‘Men’ isimli şarkılarını tavsiye edebilirim. Ritimler ve sözlere dikkat.
. Devam >> |
 |
|
Jenny Lewis - Acid Tongue
Seattle çıkışlı şirin grup Rilo Kiley’ın şirin vokalisti Jenny Lewis, ikinci solo albümüyle karşımızda. Rilo Kiley’deki performansıyla hatırı sayılır bir hayran kitlesini etrafına toplamayı başaran Lewis, ‘The Watson Twins’ ile birlikte kaydettiği, Conor Oberst ve Ben Gibbard gibi isimlerin katkıda bulunduğu ilk albümüyle ‘playlist’lerimize girmeyi başarmıştı; lakin ilk albümdeki country ve hatta rock etkileşimi, ikinci albümde yerini sade bir indie (ve hatta pop) sounduna bırakmış gibi. Bir-iki şarkı dışında albüme genel olarak durağan, düşük tempolu, ‘popumsu’ aşk şarkıları hâkim. Fakat yine de albümün, Rilo Kiley sevenler tarafından yadırganmayacağını söylemek yanlış olmayacak gibi.
. Devam >> |
 |
|
Lindstrøm - Where You Go I Go Too
Şu ruh halime bu sıralar en uygun albümden bahsedelim biraz. 10 ila 30 dakika arasında seyreden uzun denilebilecek dakikalar, disco ama sakin ve pasif tarafından, üstüne rehavet çökmüş gibi. Şu an tam da kafama uygun olan müziği icra eden adamın soyadı Lindstrøm. Adı ise Hans-Peter… Bu adamın yaptığı müziğin türü space disco, amma velâkin son albümüne tam da space disco diyemiyorum çünkü electro, disco, krautrock, space rock, psychedelia, punk-funk ve de kitchen sink etkileri gerçektende gözden kaçmıyor. Bu kadar türün bir arada bulunması gayet doğal, çünkü hayatta neye bulaşırsak üzerimizde bir etki-iz bırakır. Lindstrøm’ ün dinlediği değişik müzik türlerinden etkilenerek oluşturduğu ve bir tabana oturtarak olgunlaştırdığı bu müzik, bana çok doğal-içten geldi. Şarkılarının biraz uzun olduğunu söylemekte yarar var. Uzun, çünkü daha az müzikal kulak yorgunluğu ( yaklaşık 30 dakika içinde 5-6 şarkı dinlemek çok yorucu olabiliyor ), uzun, çünkü daha uzun sürelere sahip olduğu için, bugün beklide en büyük psikolojik sorunlarımızdan biri olan kendi içimizde yoğunlaşmaya yardımcı oluyor ve daha derin düşünme olanağı sağlayabiliyor. Bu yoğunlaşma-konsantre olma olayına sonra değineceğim. Bu dediklerimi sadece Lindstrøm’e özel değil, bütün uzun ve sözsüz müzikler için diyorum.
. Devam >> |
 |
|
Free Kitten – Inherit
Yıllar yılı her dinleyişte değerini daha iyi anlamaya başladığım Sonic Youth’un tapılası üyesi Kim Gordon’un dâhil olduğu sayısız yan projelerden biri olan Free Kitten, Thurston Moore ağabeyimizin plak şirketi Ecstatic Peace’den yeni bir albüm yumurtlamış.
. Devam >> |
 |
|
Metallica - Death Magnetic
Yaklaşık 9 yıllık bir gecikmeyle tanışmıştım 1990 yılında Metallica'yla bir abimin elime kasetlerini tutuşturmasıyla okul servisinde. Walkman'de Pink Floyd dinliyordum ve Onur abi "Onu sonra dinlersin, al bunu dinle" diye uzatmıştı "...And Justice For All"'un kasedini. Kasedi ertesi gün geri vermiştim çünkü o akşam Yeşilköy'de inip 4 albümün kasedini de almıştım. Vay be dediğimi bile hatırlıyorum. O noktadan itibaren ailemde de gözle görülen değişimler olmuştu. Bu değişimi anlamam ise Apocalyptica'nın Metallica'nın parçalarını 4 çelloyla yorumladığı ilk albümleriyle oldu. Annem odama gelip "Böylesi daha güzel olmuş" dedi ve çıktı geri. Şaşırmak buna denir.
.
. Devam >> |
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
The Stoichkovs
1994 Dünya Kupası, ilk kez Amerika’da düzenleniyor. Tüm turnuvayı izleyen 3 milyon 500 bin insandan birisi de benim. O zaman daha 9 yaşındayım ve kupada büyük bir Brezilya taraftarıyım. Bana şu an aynı yaşta olan kuzenimi hatırlatıyor... O yaşlarda ufak ufak futbola ilgi duymaya başlamış, tazecik bir beyin. Ne bulsa kapıyor... Panini’nin Dünya Kupası kitapçıklarında, etiketlerle kafayı yemiş, tüm kitapçığı doldurmak için elinde ne var, ne yok stickerlara yatıran... Elde olanların aynılarından çıktıkça deliye dönüp odasının her tarafını o fazla stickerlar ile dolduran..
Devam >>
|
 |
|
Faunts
İsim yönünden İstanbul’dan yakın zamanda esen Faust fırtınasından tek harfle ayrılsa da müzikal açıdan başka kulvarda gezinen Faunts ‘la hoşbeş eyledik bu aralar.
Devam >>
|
 |
|
Nickel Eye
The Strokes'un soğuk duruşlu, Ivan Drago kılıklı basçısı yoldaş Nikolai Fraiture'nin yan projesinin adı Nickel Eye. Regina Spektor ve Yeah Yeah Yeahs gitaristi Nick Zinner, Nikolai'yi davasında yalnız bırakmayan isimler olarak dikkat çekiyor. The Time Of The Assassins isimli ilk albüm 27 Ocak 2009'da tüm D&R'larda. Müziklerinde bir folk havası sezilmekte. Akabinde Nikolai’den çıkan sesi duyunca şaşmamak elde değil. Dingin ve huzur verici. Özellikle Brandy Of The Damned, Nick Zinner’ın çaldığı Dying Star ve Regina Spektor’un sesini duyabileceğiniz Where The Cold Wind Blows dikkat çekiyor. .
Devam >>
|
 |
|
Sebastien Grainger
Tek albümlük harikalardan Death From Above 1979'un davul/vokali Sebastien Grainger, solo albümü Sebastien Grainger & The Mountains'i Saddle Creek etiketiyle çıkardı. Eski ekürisi Jesse F. Keeler'in MSTRKRFT'yle gittiği elektronik patika yerine indie, rock'n'roll sularında kalmayı tercih eden Grainger, bas-gitar-davul üçgeninde hareket eden güzel bir albüm yapmış. Catchy rifflerin ön plana çıktığı, bass soundunun baskın olduğu kayıtta, yeni single Love Can Be So Mean, I Hate My Friends, American Names ve Meet New Friends gibi şarkılar albümde ilk dikkatimi çekenler oldular .
Devam >>
|
 |
|
Cut Off Your Hands
Auckland-Yeni Zelanda'lı grup Cut Off Your Hands, Bernard Butler prodüktörlüğünde kaydettiği 4 parçalık EP'si Blue On Blue ile albümünü beklediğim gruplar listesine girmişti .
Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
Culture Club - Time(Clock Of the Heart)
Plakların dünyasına yaptığımız gezintilerimizin bu noktasında bu sefer '45'liklerimiz mevcut. 45'lik demişken, plaklarla ilgili bazı bilgileri bilmeyenler ya da unutanlar için hatırlatmak gerekiyor sanırım. Efendim, plaklar devir sayılarına göre yani dakikada dönüş sayılarına (rpm:round per minute) göre dörde ayrılıyor: 78 rpm ve 16 2/3 rpm (gramafonlar için-taş plak), 33,3 rpm (longplay-uzunçalar-bilinen albüm formatı) ve 45 rpm (bilinen single formatı).. Devam >> |
 |
|
T'Pau - China in Your Hand
İkinci singlemız da Ada kökenli bir gruptan, pop-rock denen yine 80 orijinli türün değeri az bilinen grubu T'Pau'dan. T'Pau'nun en bilindik ve belki de ünlerini borçlu oldukları şarkı "China in Your Hand" de grubun debüsü "Bridge of Spies"dan .
Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
Cocteau Twins - Heaven or Las Vegas
Grup : Cocteau Twins
Albüm: Heaven or Las Vegas
Yıl : 1990
Plak Şirketi: 4AD
Devam >> |
|
|
|
 |
|
|
|
|