Diamond Miafia// Ayça Elkap Röportajı

Merhaba Ayça. Kısaca kendinden söz edebilir misin?

23 yaşındayım, illüstrasyon, tasarım, fotoğraf hemen hemen içinde yaratıcılık olan tüm sanatsal faaliyetlerle ilgileniyorum. Lisede fen bölümü öğrencisi olduğum için üniversite de mimarlık okumayı seçtim, üçüncü sınıftayken mimarlığı bırakıp kendimi illustrasyon adına geliştirmek için İtalya’ya gittim, bir sene İtalya macerasından sora İstanbul'a geri döndüm, şu anda İstanbul da yaşıyorum. Hayatımın her alanında konseptler benim için yaşamsal, yaptığım işleri Diamond Miafia ismi altında toplamam da bunun bir parçası.

İtalya’da ne üzerine eğitim aldın?

İtalya’da illüstrasyon eğitimine başladım, bir sene sonra eğitim hayatının tatmin etmemesi ve İtalya’da sanat adına beslenecek bir çevrenin olmayışı beni tekrar İstanbul’a döndürüp kendi odamda işlerime devam etmemi sağladı. Ama İtalya’da ilk kişisel sergimi açmak ve bir concept store un düzenlediği poster yarışmasını kazanmak benim için önemli ve güzel deneyimlerdi.

Anladığım kadarıyla İtalya’daki eğitimini de yarıda bıraktın. Başka bir yerde daha tatmin edici bir eğitim görmeyi hiç düşünmedin mi?


Eğitimi tamamlamadım ama bu seçimlerimin yanlışlığından ziyade biraz kişisel tatmin ve beklentilerle ilgili. Ben orada okurken şunu fark ettim; 3 sene mimarlık okuyup son sene bırakmış olsam da, herhangi bir güzel sanatlar eğitimi almamış olsam da, okumadan da istediğim şeyleri yapabilirim. Benim için sanatta akademik bilgi ikincil durumda birincil durumda olan ise tepki. İtalya’ya giderken çevresinden beslenebileceğim bir yer hayal etmiştim, yaratıcılığı tetikleyen unsurların olduğu ama bu konuda maalesef biraz hayal kırıklığına uğradım.

Diamond Miafia nasıl oluştu?

Aslında yarattığım her şey kendiliğinden ve kurgusuz gelişiyor. Diamond Miafia isminde de olduğu gibi… Ama bu bilinçdışı yaratım süreci sonucunda kendimi belli bir ana fikir içinde hissetmemi sağlıyor. Tamamen zıt olguların birlikteliğinden duyduğum hazzı bir şekilde ortaya koyuyorum. Diamond, feminen bir çağrışım yaparken Mafia’nın maskülen bir çağrışım yapması kurgusuz bir seçim olsa da tesadüf olmadığını gösteriyor. Mafia ya eklediğim ”i” harfine gelince, sormayınız. No idea!

Zaten, yaptığın erkek figürlerinde de bir feminenlik görebiliyorum. veya hiçbir cinsiyet göremiyorum; sadece varlık ve hislere ait bir şeyler görebiliyorum. Bence, diğer birçok insan da böyle düşünüyordur. Bunları çizmene sebep olan şeyler neler, kimler?

Yaptığım çizimler kendimin, değer yargılarımın bir anlatımı olduğu gibi öngörülmüş sosyal hareketlerin insanlar üzerinde yıpratıcı etkilerinin de anlatımıdır. Çizimlerimdeki hiçbir başkahramanın fiziksel olarak insanla bağdaşmaması fakat tamamen insani duyguları, ikilemleri, sapkınlığı, sıra dışılığı anlatması yine toplumsal zorunlulukları göz ardı edememekten öte gelir ki bu yasadığım ikilem konseptlerimi oluşturur. Bunların çağrışımını ise okuduğum bir cümle, dinlediğim bir şarkı gördüğüm bir fotoğraf da yakalayıp kurgusuz başlanan bir süreçle şekillenir.

İstanbul’un seni ne anlamda beslediğini düşünüyorsun?


İstanbul gerçekten mükemmel bir şehir. Bunu yurtdışında kalınca daha da iyi anlıyorsun İstanbul’da bir heyecan var. Daha keşfedilmemiş şeyler var.

İstanbul’da yaptığın işleri insanlara kanıtlamak gibi bir derdin oldu mu? Olduysa, bunu nasıl gerçekleştirdin?

Ben istediğim, zevk aldığım, heyecan duyduğum şeyi yapıyorum. Zaten, Türkiye için illüstrasyon kelimesi bile çok alışıldık bir şey değil ama dediğim gibi gittikçe ilerleyen yeni platformlarla işlerimi başka insanlarla paylaşma arzusu ve olumlu geri dönüşümleri, kanıtlamaktan ziyade yeterince tatmin edici.

Peki, neden evi seçtin? Evde neler yapıyorsun?

Evde çalışmam ayrı bir stüdyom olmayışımdan kaynaklı, eğer yetiştirmem gereken spesifik bir işim yoksa genelde çok da planlı olmayarak çizim yapıyor, kitap okuyor, internete de geziniyorum.

Çalışma ortamını seçer misin? Yoksa her yerde, o an ne hissediyorsan çizebilir misin?

Çevremdeki insanlar pek rahatsız edici bir unsur olmuyor. Her an elimde bir kalem ve kâğıt olabilir, hayatımda birbiri ardına aldığım radikal kararlar doğrultusunda sürekli mekân değiştirmek zorunda olmam da çalışma ortamımın sabit olmadığının göstergesidir.

Hangi teknik ve malzemeleri kullanıyorsun? Hemen hemen tüm çizimlerinde görüyoruz ki, kahverengi arka plân vazgeçilmezin… Bunu yapmanın sebebini açıklar mısın?

Sketchbooklara çizdiklerimi Photoshop’ta renklendiriyorum. İlk olarak kahverengi çizimlere dil kursu için gittiğim Floransa’da başladım. Floransa’nın sokaklarının rengi, nehrin rengi hep kahve tonlarıdır. Bir gün bir köprünün üzerinden nehre bakıyordum, birden fark ettim ki bu yaşıma kadar gördüğüm tüm deniz rüyalarında denizin rengi kahverengi, arka planlarımın kahverengi olması tamamen o an hissettiklerimle alakalı.

Moleskine’in bloglarında da sketchlerin yer alıyor. Oraya çalışmalarını ne zamandır gönderiyorsun?

Aslında Moleskine blogları Flickr’a çizimlerimi ve çalışmalarımı upload etmemle başladı. Flickr’dan Moleskine defterlerine çizim yapan kişiler bir grup oluşturuyor; sonra defter farklı ülkeleri geziyor. Ben de böle bir gruba katıldım.

Flickr ve Myspace profillerinde de çok daha ilginç çalışmalarına yer vermişsin. Fotoğraf ve illüstrasyonlarını bir araya getirdiğin veya sadece kâğıt üzerinde çalışmadığın parçaları görebiliyoruz. Tasarım ayakkabılar, takılar, çoraplar, oda duvarları, oyun hamuru heykeller gibi… Sence illüstrasyon dışında işler yapmak da aynı tatmini veriyor mu?

Sanatı nesneden çok fikir üzerine kurup insanları üzerine düşündüren çalışmalar yapmak beni daha fazla heyecanlandırıyor. Bu sebeple sınıflandırılma ve genellemeler bağlamında kendimi sadece illüstratör olarak kısıtlamaktan pek hoşnut değilim.

Yaptığın diğer çalışmalara sahip olabileceğimiz veya ulaşabileceğimiz bir yer veya imkân var mı?

Çok yakında olacak. Sitemde bir online shop bölümü yapmayı düşünüyorum. Ayrıca, bunları edinmek istemeniz beni gururlandırdı.

Streetart ve streetstyle olgularına bakışın nasıl?

Belli kurallar altında olmadan, birilerinin kafanıza bir şeyler empoze etmediği ortamlarda yaratılan şeyler daha özgün ve tabiî ki daha yaratıcı geliyor. O yüzden, kendi yaptığım işleri de onlara daha yakın buluyorum.

Bir illüstratör, bir tasarımcı ve bir dişi olarak moda hakkındaki düşüncelerini de alabilir miyim?

Ünlü modacıların tasarımları da, ikinci el dükkânlarında bulduğum bir parça da beni çok heyecanlandırıyor. Dediğim gibi, marka ve nesneden çok üzerindeki ince fikir, detaylar beni cezbeden şeyler.

Seni heyecanlandıran neler bugünlerde? Kimlerin çizimleri, tasarımlar, şarkıları, kelimeleri vs…


İlk aklıma gelenleri direk söyleyeceğim. Moda dünyasından Jeremy Scott, illüstrasyondan Matt Furie, müzikten Sportsday Megaphone, edebiyatta Paul Auster. Kendi kafamda hep “Top 5” listeleri yaparım. Hazır cevap biri olmadığım için genelde sevdiğim şeyleri söylemeyi ıskalıyorum çünkü.

Yakın zamanda farklı alanlarda; blog(sinekkavanozu), dergi(bant), mağaza(you you), moda festivali(streetlab)ve film festivali(resfest) gibi çok farklı içeriklere sahip birbirinden bağımsız işlerde yer aldınız. Bu işlere katılma süreciniz nasıldı? Birbirleriyle bağlantılı bir durum var mıydı yoksa?

Bağlantıları aynı değildi ama sonuçta ortak paydaları aynıydı. Streetlab bant dergisi işbirliğiyle, daha önce de Bant’ta bir sayı separatörleri yapmıştım. Resfest, sinekkavanozu işbirliğiyle; you you shop da Torino’daki poster yarışması sonucu olan bir şeydi.

Son olarak, gelecek planlarından bahseder misin?

Gelecek planlarım arasında değişik stratejilerle (performans, yerleştirme, kavramsal sanat, çevresel sanat gibi…)yarattığım işlerin bir üründen çok fikre dönüşmesini sağlamak ve belli kategoriler içinde görülmekten ziyade sadece üretmek istiyorum. Bir de, sevgilerimi sunarım.

Çok teşekkür ederim.



Anasayfa>>
Moda Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010