
|
Etkinlik Organizatörleri Röportaj Serisi
Vol 2 - IKSV
Harun İzer Röportajı
Müzik sektöründe çalışmaya ilk nasıl başladın?
1994 senesinde rehberlik yaparak başladım. Hukuk fakültesine girdiğim ilk sene okula devam ederken bir yandan da yazları rehberlik yapıyordum. Çok güzel zamanlardı; henüz sektörün çok fazla kurumsallaşmadığı, herkesin her işi yaptığı zamanlar… Hemen hemen bütün festivallerde çalıştığımı söyleyebilirim. İlk olarak, IKSV Müzik Festivali'nde başladım, sonrasında da Caz Festivali ekibinde yer aldım. Aşağı yukarı üniversite yıllarında, bütün yaz tatili döneminde rehber olarak çalıştım. Sonra, okul bitti ve avukatlığa başladım. Ama bir şekilde yıllık izinlerimi festival zamanına denk getirip müzik sektöründe çalışmaya devam ettim. 2002 senesinde avukatlığı bıraktım ve 8-9 ay boyunca değişik festival ve organizasyon şirketlerinde (İKSV, Pozitif gibi) freelance çalışmaya başladım. Tabii arada yaptığım başka işler de oluyordu. Daha sonra IKSV'de kadro açıldı ve Caz Festivali'nde çalışmaya başladım. Bu sene de doğrudan içinde bulunduğum 4. Caz Festivali'mi bitirmiş oldum.
IKSV'nin kendine has kurumsal bir yapısı var. Vâkıfın kendine has geleneklerini, kurumsal yapısını rehberlik zamanından gelen alışmışlıktan dolayı biliyordum. İnsanları iyi tanıyordum ve nasıl iş yapıldığını biliyorum. Düşünce yapıma da uyuyordu. Bu yüzden, burada başlamak iyi oldu.
Rehberlik döneminde gözlemini yaptığın koordinatörlük görevi o zamanlar beklediğin gibi miydi, dışarıdan gözlemlenildiği gibi keyifli miydi?
Şu an menajerlerle yazışıyoruz, grubu ayarlıyoruz fakat konsere geldiklerinde bazen onları hiç göremeyebiliyoruz, hiçbir zaman kendileriyle muhabbet edemeyebiliyoruz. O an tek yaptığın şey, menajerle işi bitirmek olabiliyor. Çok tanışmak-konuşmak istediğin bir sanatçıyla en ufak bir alakan olamayabiliyor. Mekânda sadece 5 dakika durup, bir konserden diğer konsere gitmen gerekebiliyor. Bazen rehberliğe dönmek isteğin anlar da olabiliyor. “Oh, adamlar, ne keyifli iş yapıyorlar, takılıyor” diyebilirler. Fakat durum hiç de öyle değil.
Caz müziği ve grupları nasıl takip ediyorsun?
Aslında festivallere gide gele oturdu diyebilirim. Cazın durumu aslında diğer müzik türlerinden biraz daha farklı. Caz festivallerini, modern pop - rock gruplarının yer aldığı festivaller gibi düşünmemek lazım. Caz festivallerinin biraz daha gelenekselci bir yapısı var. Mesela IKSV Caz Festivali'nin bir danışma kurulu var. Yılda -festival öncesinde ve sonrasında olmak üzere- 3–4 kez toplantı yapıyoruz. Bu toplantılarda danıştığımız belirli insanlar var. Örnek vermek gerekirse; Ali Sönmez, Roll'dan Derya Bengi, Cem Sorguç, Milliyet gazetesi üst düzey yöneticilerinden Yavuz Baydar ve Faruk Eczacıbaşı gibi isimlerle bir araya geliyoruz. Sonuçta hem buradaki camiayı hem de dünyadaki müzik olaylarını anlayan ve takip eden bu insanların fikirlerini önemli birer kriter olarak alıyoruz. Bunun dışında bizim de içinde bulunduğumuz ve danıştığımız International Jazz Festivals Association dediğimiz bir de uluslararası festivaller birliği var. Bünyesinde az sayıda festival barındırmasına rağmen bayağı büyük ve güçlü bir network'e sahip olduklarını söyleyebilirim. Bu çatı altında katıldığımız yıllık toplantılar da oluyor. Bunun yanı sıra Türkiye'de insanların neler dinlediğini de takip ediyoruz. Tabii yurtdışında turne durumlarının nasıl gittiğini de dikkate alıyoruz. Çünkü her zaman herkesi getirtemeyebiliyorsunuz. Öncellikle o sanatçının turnede olması gerekli. Fakat bazı isimleri de her zaman getirtebiliyoruz. Üç aşağı beş yukarı durum bu şekilde işliyor.
Diğer kurumların etkinliklerinde sponsorlar daha ön plandayken, IKSV'de sponsorlar ismin önüne geçmiyor. Bu konuda belirli kıstaslarınız var mı?
Tabii. Sırf bu konuyla ilgilenen kurum kimliği bölümümüz ve bu bölümün başında bulunan bir de kurumsal kimlik yöneticimiz var. Bütün afiş, logo ve tasarıma kadar her şey bu ekip tarafından gözden geçiriliyor. Her şey kurumsal politikalara uygun olarak ilerliyor.
IKSV'den Phonem fikri nasıl çıktı?
Fikir, 2002 senesinde IKSV ve Kod Müzik tarafından oluşturuldu. Türkiye'deki müzik çizgisini biraz daha yükseltmeyi amaçlayarak, elektronik müziğin sadece DJ müziğinden ve kulüplerde bolca içki içip dağıtmaktan ibaret olmadığını, bu müziğin önemli bir geçmişinin olduğunu ve -mainstream çalışmalar harici- underground türlerin de olduğu bir yelpazenin genişliğini göstermeyi istedik. Kısaca projenin, IKSV'nin genç yüzünü de ortaya koyacak tarzda bir etkinlik yapmak fikrinden doğduğunu söyleyebilirim. Phonem'i 3-4 sene Kod Müzik'le beraber yaptık. Şu an ise IKSV olarak daha çok biz yürütüyoruz. Kod Müzik'in de en başından beri bu projenin yaratılmasında katkısı bulunduğu için onlara da teşekkür ediyoruz.
Phonem'e paralel -alternatif- daha büyük bir festival düşünceniz var mı?
Phonem aslında daha fazla büyümeyecek. Projenin formatı belli zaten. Şu anda olduğundan çok daha fazla büyümesi düşünülmüyor. Zaten bir anlamda özellikle yeni sanatçıları tanıtan bir etkinlik... Gelen isimlerin, senin - benim gibi müzik camiası içinde oldukça bilinen isimler fakat birçok insan için de pek bilinmeyen isimler... Diğer etkinliklere baktığımızda daha underground bir duruşu var. Hedefimiz yeni müzikleri, daha küçük mekânlarda tanıtmaktı. Arada tabii Mogwai, Gang of Four ve Devendra Banhart gibi bu işin öncü isimlerini de getirtiyoruz. Bu seneki Phonem kapsamında yeni bir çalışma var. Bu sene daha çok Türk gruplara yer vermek istiyoruz. Bunun için -sadece Türk grupların çıkacağı- Dogzstar ile anlaştık.
Phonem gruplarını nasıl seçiyorsunuz?
Phonem için yurtdışı festivallerine gidiyoruz. Küçük bir etkinlik yapıyor bile olsak gerçekten mekânın arz ve talebi doğru oranlayabilmek için doğru seçim yapmak lazım. Bazı isimler yurtdışında daha çok insana hitap edebiliyor. Fiyat da buna göre değişebiliyor. Hatta gruplar bizlere, yurtdışından çok daha farklı rakamlar verebiliyorlar. Bunu doğru dengeleyebilmek çok önemli. Kısaca burada insanların ne dinlediğini çok iyi takip etmek gerek.
Reset! de ufak bir etkendir herhalde?
(Gülüşmeler) Tabii, zaten takip edebileceğin kaç tane kaynak var ki?! Atıyorum, en basitinden Last.FM gibi mecralarda, “insanlar ne dinliyor, nelere gidiyor” gibi şeylere bakıyorsun. Bir yere gittiğimde de her zaman -şu aralar ne dinlediklerini- insanlara sormaya çalışıyorum. Peyote ve Dogzstar gibi mekânlarda çevreye kulak veriyorum, yeni şeyler çalıp çalmadıklarına bakıyorum. Bunun yanı sıra, dergiler, siteler ve bloglar'ı da takip ediyorum. Ama hepsi subjektif şeyler tabii ki… Bir taraftan Reset! Magazine'de de çok güzel şeyler yazılıyor. İnsanlar, “dur bakalım, Reset'te ne yazmışlar” diye insanlar merak ediyor. En müzikle alakasız insan bile Reset!'de bir isim görüyor ve onu merak edip dinliyor. Bazen gördüğü ismin albümünü alıyor veya indirebiliyor. Bir şekilde her şey birbirine bağlı olarak ilerliyor. Bunun yanı sıra bir taraftan da yeni olan şeyler, bizim gibi müziğin çok da içinde olan insanlara yanılsama yaratabiliyor. Mesela, burada yeni bir grup diye Vampire Weekend'i dinliyoruz, fakat adamlar Avrupa'da ve Amerika'da aslında 500.000 adet albüm satmışlar ve belirli bir noktaya gelmişler. Bize her ne kadar güzel bir indie grup gibi gelse de, bu adamlar Avrupa'da çok daha popülerler.
Bildiğim kadarıyla birkaç dergide de yazıyorsun… Bir de blog’un var, burada neler yazıyorsun, nelerden bahsediyorsun?
Yazarlık daha önceden vardı. IKSV’de çalışmaya başladığım sıralarda, Roll'da ve birkaç yerde daha yazıyordum. Tabii, hoşuma giden şeyleri yazıyorum. İnsanların da onları daha fazla tanımasını istiyorum.
Phonem by Miller programı açıklandı… Ama senin de önceden söylediğin gibi Türk isimler tam olarak kesinleşmedi. Bu sene Türk grup sayısında bir değişlik olacak mı?
Şu an hala konuştuğumuz, henüz kesinleştirmediğimiz bir - iki durum daha var. Bu sene Dogzstar'ı da Türk grupların yer alacağı alternatif bir sahne olarak belirledik.
Peki, Vampire Weekend ve MGMT gibi senenin başarılı grupları bu sene neden Phonem by Miller’da yer almadı?
Açıkçası, hepsi takipte olduğumuz isimlerdi. Vampire Weekend, bir anda parladı. Geçen yıl da Midlake aynı durumdaydı. Aslında grubun ikinci albümüydü fakat bu albüm Amerika'da çok sattı ve grup bir anda en çok talep gören yeni gruplardan biri oldu. Keza MGMT de öyle… Albüm satışları ne kadar bilmiyorum ama rakamın yüksek olduğunu duymuştum. Bu gruplar artık yurtdışı için indie değil. Şu sıralar, hepsi etkinliklerde headliner olarak yer alıyor. Örneğin, Foals hepimizin şu sıralar en başarılı bulduğu yeni gruplardan biri. Ama adamlar, İngiltere'de Brixton Academy gibi sahnelerin headliner'ı. Altlarında, Late of Piers gibi gruplar çıkıyor. Sonuç olarak bu adamlar orada headliner turnesi yapıyorlar ve altlarında asıl indie diye tanımlayabileceğimiz 2 yeni grup çıkartıyorlar. Maliyetleri ise geçen yıllarda Türkiye’ye gelen Mogwai, Blonde Redhead gibi gruplardan çok daha yüksek... Ki Mogwai ve Blonde Redhead buradaki insanlara daha çok hitap ediyor. Ama yurtdışı için durum bu şekilde değil. İnsanlar Vampire Weekend'in konserini dolduruyorlar. Orada insanlar, biraz daha “yeni birleri sahne alsın ve onları seyredelim” mantığındalar. Fakat Türkiye'de -bunu aşağılamak için söylemiyorum- insanlar müziği aynı düzeyde takip etmiyorlar, edemiyorlar. Gerçi, imkân da yok. Organizatörler, yeni bir grup getirdiğinde seyircilerin ona ilgi gösterip göstermeyeceklerinden emin olamıyor. Türkiye'de de işler, bu tür riskleri göze alarak yapılamıyor maalesef. Biliyorsunuz festivaller iptal oldu bu sene.
İptal olan festivallerle ilgili olarak ne düşünüyorsun?
Her festival öncesi, “şu grup neden getirilmedi, bu grup bununla olmuş mu” gibilerinden bir sürü laf ediliyor. Ama bir taraftan da, bu insanlar, bu festivallerde en az 8 ayrı konser izlemiş oluyor. Aynı 8 konseri ayrı ayrı izlediklerinde festivallere verdikleri paradan daha az ödemiş oluyor. İptaller kötü oldu, keşke devam edebilselerdi. İnşallah gelecek sene her iki festival de olur. Rock'n Coke kendi içinde farklı bir duruşu var. Radar Live'ın indie duruşunda kalıp 4 günlük bir festival olmak yerine -belki- 2 günlük bir festival olarak kalması onları daha çok rahatlatır. Ama duruşu itibari ile çok iyi bir projeydi. Festival ruhu açısından güzel bir projeydi.
Aslına bakacak olursan, -şartlardan dolayı- Türkiye'de çok büyük festivaller beklememek lazım. İstanbul'da zaten az sayıda alternatif sahne var; Dogzstar ve Peyote gibi mekanlar az… İşin kötüsü her iki sahnede de çalan gruplar üç aşağı beş yukarı aynı. “Peyote'de indie-rockçıları, Dogzstar'da electro-rockçıları, Dirty'de de laptop dj'lerini izleyelim” şeklinde bir mantık var. Keşke daha geniş bir müzik piyasası olsa... Keza seyirci sayısı da çok değil. Peyote sahnesi 150 kişilik olmasına rağmen henüz deli gibi dolduğunu –bazı konserler hariç- görmedim.
Yeni Türk grupları hakkında ne düşünüyorsun?
Güzel şeyler düşünüyorum (gülüşmeler). Çıkan albümleri yakından takip ediyorum. En son Yasemin Mori'yi dinledim. Dinlediğim diğer kadın vokalli çalışmalardan farklı bir albüm olmuş. Güçlü ses olayı güzel mesela… Beğendiğim isimler; Hariçten Gazelciler, Nordik, Kimkio, Gevende… Şimdilik aklıma gelenler bunlar… Geçenlerde Babylon'da Bora Uzer’i izledim. Performansı çok iyiydi…
Aslında mekânlarda imkânlar çok da ideal değil. Müzikte kalite çok önemli; bazen imkânsızlıklar yüzünden dinlediğiniz şey üzerine doğru yargılara varamayabiliyorsunuz. Türkiye'deki mekânlar imkânları ölçüsünde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama bunun için çok da büyük paraları yok. Adamlar, parasına uygun olanı alıyor ve bin kere, eskiyene kadar kullanıyor. Grupların da elindeki aletler belli; stüdyosu yok, bir şey yok… Bu yüzden grupların istedikleri potansiyele ulaşabildiklerini düşünmüyorum. Üstüne, bir sürü işten anlamayan insanlarla muhatap oluyorlar, bir sürü tatsız olaya maruz kalıyorlar.
Genel olarak Türkiye'deki müzik sektörünün geleceğini nasıl görüyorsun?
Kültür, sanat ve eğlence, beraber iş yapılan şirketlerin, en son kaynak ayırdığı konular. Ekonomi kötüye gittiğinde ise şirketler bu kaynaklarını birden çekiveriyor. Türkiye’de kültür ve sanat alanında artan bir dinamizm var. İleride ekonomi çok kötüye gitmezse, sektörün gelişeceğini düşünüyorum. İnsanlar bu sektöre daha çok yönelecekler. Aslında müzik piyasasının ekonomik bir gücü olması gerekiyor.
Radyo nasıl gidiyor?
Keyifli gidiyor aslında. İleriki günlerde Bant'tan Hakan ve Aylin'le Arkaoda’da bir kayıt yapma projesi var. Arada dinamik katmak adına camiadan insanlarla birlikte program yapma fikrim var.
Eksen'den önce neredeydin?
Açık Radyo'da bir caz programı yapıyordum. Onların da stüdyo ortamı çok güzeldi. Canlı çalıyordum ve bu gerçekten çok keyifli oluyordu. Kısaca radyoculuğun kendisi çok keyifli aslında. Radyo Eksen'de olmayı da çok seviyorum.
Harunizer’ı ne zaman tekrar canlı dinleyeceğiz?
25 Ekim’de Dogzstar'da yine TightWhite (Doruk) ile beraber çalacağım. Kendisi, müzikal anlamda çok uyuştuğum bir arkadaş. Şu zamana kadar pek çok insanla beraber çaldım -ki bu kolay yapılabilen bir şey değil- fakat bu işi Doruk'la bayağı güzel devam ettiriyoruz. Çok da keyifli oluyor.


Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|