“En İyi Kadın Oyuncu” Ödülü Paradoksu!!!

Bu senenin Oscar adayları açıklandı. Uzun bir süredir sinirlerimi bozduğunu itiraf etmeliyim Oscar Ödülleri’ nin ama ne olursa olsun merakımı çekmiyor da değil. Altın Küre adayları açıklandığı an hemen bilmek istiyorum kimler aday diye; ne de olsa Oscar ile aynı oluyor adaylar ve bir fikre sahip olup kendimce tahminler yürütebiliyorum. Bu senenin tören ile ilgili en dikkat çeken olayı, Cate Blanchett’ın “Elisabeth - The Golden Age” ile En Iyi Kadın Oyuncu ve “I’m Not There” ile En Iyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü olmak üzere iki dalda aday gösterilmesi oldu.

Bu adaylıkla ilgili çok şaşıracak birşey yok esasında; Cate Blanchett’ın daha önce de Oscarlara üç kere aday gösterildiğini ve bir kere de ödülü aldığını biliyoruz. Ama bu sefer benim kafama takılan konu şudur: Çok yüzeysel ve basit bir şekilde özetlemek gerekirse; ne zaman kadın oyuncular oynadıkları filmlerde erkeklik taslasalar, adaylıkların arkası kesilmiyor.

Oyunculuklara bir lafım olduğundan değil ama zaten bana göre iyi oyuncu dedigimiz, her role bürünebilen insanlar değiller mi? Sanki ne zaman bir filmde böyle bir karakter olsa , hemen ayağa kalkıp alkışlayıp ödüllere boğuluyor insanlar.

Bir kadın oyuncunun, erkeği canlandırmasının bence canlandırdığı kraliçe, lezbiyen, hırsız, mumya, fantastik bir kahraman vs. gibi karakterleri oynamasından hiçbir farkı yok.

Cate Blanchett’ i çok beğeniyorum ve Oscar ödülünü almasını da çok doğal buluyorum. Dediğim gibi bu yazıyı yazarken düşündüğüm şey “I’m not There” deki oyunculuk değil ama daha önceden tanık olduğumuz bir durumun tekrar karşımıza çıkarılması idi.

“I’m Not There”, Todd Haynes’ın yönetmiş olduğu ve Christian Bale, Cate Blanchett, Richard Gere, Ben Whishaw ve daha yeni ölüm haberini aldigimiz ve gerçekten çok üzüldüğüm Heath Ledger’ın da dahil olduğu altı oyuncunun Bob Dylan’ın farklı dönemlerdeki hallerini farklı isimlerle canlandırdıkları bir film.

Cate Blanchett’ın duru cildi, narin yapısının Bob Dylan’ın kırılgan ve biraz da ulaşılmaz yapısına uyduğunu düşünüyorum. Heath Ledger’ın ölümü ilgiyi Cate Blanchett’ın üstünden alacaktır gerçi yakın zamanda ama o şu ana kadar Altın Küre Ödülünü kazandı bile.

Cate Blanchett’ın Bob Dylan’a nasıl benzediğini görmek istiyorsanız youtube mucizesinden faydalanabilirsiniz bu link’e tiklayarak:

2000 senesine dönüp baktığımızda “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”ü kazanan oyuncunun bir transeksueli canlandıran Hillary Swank olduğunu hatırlayalım. “Boys Don’t Cry”da kadın olarak doğan ama erkek hisseden ve yeni bir hayata başlamak icin Nebraska’ya yerleşen ve Brendon Teena ismini alan bir kadının gerçek hayat hikayesinde izledik onu. Bu filmde de Hillary Swank doğru bir seçim olmuş ve iyi bir oyunculuk çıkarmış. Aslında Brandon rolü için ilk başta şu anda sevgilisi rolünde izlediğimiz Chloe Sevigny düşünülmüş fakat daha sonra Hillary Swank’e verilmiş rol.

2005 senesinde ise erkekken yasadığı bir ilişkiden bir oğlu olduğunu öğrenen bir transeksüeli canlandıran Felicity Huffman’ı takip ettik “Transamerica” filmindeki rolüyle. Tüm gazetelerde sinema dergilerinde o vardı karşımızda. Çaresiz ev kadını (bu çeviri beni mahvediyor!) transeksüeli canlandırıyor diye yer yerinden oynadı. Oscar ödülüne aday oldu “En iyi Kadın Oyuncu” dalında. Oscar’ı kazanamasa da Golden Globes’da ödülü kaptı.

Biraz daha eskiye gidersek, 1982’de “Victor Victoria” da aynı durum ile yine karşılaşıyoruz. Julie Andrews’a “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü adaylığı getiren bu filmde şovu için “kadınmış gibi davranan bir erkeği canlandırması gereken şarkıcı bir kadının hikayesi” anlatılıyor.

Akademi Ödülleri’ nden en çok soğumama neden olan olaylardan biri de 1998 senesinde “Shakespeare in Love” adlı filmdeki rolüyle Gwyneth Paltrow’ a verilen ödül oldu. Bu filmin en ufak akılda kalıcı ya da etkileyici bir yanı olmadığını düşünmekteyim. Bu tabi ki de benim fikrim ama Gwyneth Paltrow’un da bu filmdeki performansı niye bu kadar büyütüldü anlamış değilim. Gerçi ödülünü kabul ederken yaptığı ve bir ömür sürmüş gibi gelen sulugözlü konuşması ile ödülü verenleri bile pişmanlığa sürüklediğinden neredeyse eminim. O da bu filmde zaman zaman erkek kılığında karşımıza çıktı. Gerçi onun durumu farklı idi. 16. yüzyılda kadınların tiyatro oynamaları yasak olduğu için kadın rollerini bile erkekler canlandırıyor. Gwyneth Paltrow’un filmde oynadığı karakter ise aktrist olmayı çok isteyen ve Shakespeare’ın yazdıklarına hayran genç, zengin Viola rolü idi. Tiyatro oyununda Romeo rolünü kapmak için erkek kılığına giriyordu.

Sadece üst üste gelen bu tesadüf mü ne olduğunu bilemediğim zincirleme “delikanlı kadın oyuncu ödülleri” durumu biraz sinirimi bozmaya başladı.

Çirkinleşen, kilo alan veya aşırı kilo veren oyuncuların performansları her zaman çok daha ilgi çekiyor mesela. Ama ne zaman bir kadın, erkek olarak karşımıza çıksa en iyi kadın oyuncu ödülünü alıyor.

Ee paradoks değil midir şimdi bu???  



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2008