 |
| |
 |
En İsabetli 20 Soundtrack Şarkısı
Her soundtrack kendine has acayip bir karışık kasettir. Bazısı gider fiyakalı gruplara yaptırır bütün albümü, bazısı porno müziği gibi kişiliksiz öyle boş boş efekt koyar, bazıları da ayıptır söylemesi taş gibi soundtrack yapar. Benim yazım ise o soundtrack’ in mükemmel olması değil, güzel yerlerde kullanılması ve o şarkının o filmin o sahnesiyle anılıyor olması ile ilgili. Abimle evde dvd izlerken öyle bir sahne olunca Fatih Terim’ in Müfit Erkasap’ ı tokatladığı gibi sevinç anları yaşıyor, ertesi gün işte, evde, dolmuşta, arabada çok afedersiniz uçakta dinleyip o sahneyi canlandırasımız geliyor. Devam >> |
 |
 |
Evde Müzik Yapmak 1
Bol Kahve, Biraz Sohbet ve Evsel Melodiler
Geçtiğimiz sayıda yer alan ilk yazımda müzik endüstrisi ile ilgili bazı konulara değinmiştim. Reset! okuyucuları arasında müzik dinleyicileri kadar müzisyenlerin ya da müzik üretimine ilgi duyan okurların da bulunduğunu dikkate alarak bu sayıda ev şartlarında bol kahve ve sohbet eşliğinde müzik üretimi konusuna değiniyorum. Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki bazen başım dönüyor. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
|
 |
Ayyuka - Ayyuka
Sentezlerle sulandırılan zihnimize saçılan etiket bulutlarından; üstüne sıfat yağdırılan bir kara koyun daha albüm çıkarmayı başardı.
Roll dergisine verdikleri röportajda dedikleri gibi “Batılı olmuş bir müzisyenin doğuya bakması gibi bir anlayış taşıyan” Peyote’ nin gediklisi Ayyuka; Zen ve Replikas’in ayak izlerinden ilerleyerek belki onlarla aynı yolda; fakat onlardan çok daha farklı bir albümle karşımızda. Devam >>
|
 |
 |
Jack Penate - Matinée
Çok uzunca bir zaman oldu albüm incelemesi yazmayalı. Hatta o zaman dilimi içinde reenkarnasyona uğradık eğildik büküldük daha da güzelleştik, zenginleştik karşınıza geldik. Bütün bular olurken bir sürü de yeni (aslında pek yeni değil bu ama demiştim uzunca bir zaman oldu diye) şeyler dinledik, sevdik. Devam >> |
 |
 |
The Durutti Column – Idiot Savant
Müzik hakkında yazmak, yorum yapmak…Çoğu zaman “ne haddime!, o kadar kolaysa sen yapsaydın” diye geçiyor albümün kötü olduğunu düşünsem bile. Sonra diyorum ki bunca yıllık bir dinleyici olarak bende bir iki düşüncemi fırsatım varken paylaşabilirim. Devam >>
|
 |
 |
Helios -Eingya
Boards Of Canada ortadan kaybolduktan sonra zaten ambient’ten pek de nasiplenmemiş olan ben, uzunca bir süre o civarlara uğramadım. Gerçi Boards Of Canada’yı ambient’le sınırlamak akıl karı bir iş değil. The Campfire Headcase’in hala nelere kadir olabileceğinin farkındayım. Lakin ambient işler çok fazla tercih edilesi değillerdir kendi adıma. En son geçen sene Eluvium’un Copia’sı odamın kapısını kilitleyip, anahtarı da yutma hissi uyandırmıştı. Devam >> |
 |
 |
My Blueberry Nights OST
Gözlerimi açamayacak derecede uyku haliyle sinemaya girdim, ne izleyeceğim karmaşasına girmeden biletimi aldım ve koltuğuma oturdum. Çok büyük beklentiler içinde de değildim. Sonuç olarak karşımda ilk İngilizce filmiyle yönetmen koltuğunda Hong Konglu yönetmen Wong Kar Wai ve ilk sinema deneyimiyle Norah Jones duruyordu. Geriye ise elimizde Jude Law, Rachel Weisz ve Natalie Portman kalıyordu. Kadro gayet güzel, fazlasıyla merak uyandırıcı.Devam >>
|
 |
 |
Benoit Pioulard - Precis
Kendi adıma; 2007’ nin son 3-4 ayı, müzikal tatmin bakımından koca yılın geriye kalanından çok daha faydalıydı diyebilirim. İşin ilginci, bu faydayı sağlayanların çoğunun 2007’ yi tembellik yaparak geçirenler oluşu. İki ya da üç yıl öncesinden gelip de birçok yeni grup veya albümden çok daha taze ve heyecan verici fikirler ortaya sunan ama her nedense biraz arka planda kalmış birçok isim biliyorum artık başucumda yer alan. Hatta ve hatta bunlardan bazılarını dinledikten sonra 2007’ de kalburüstü sayılan birçok iş, artık kurusıkı etkisi bırakıyor bende . Devam >>
|
 |
 |
Digitata - II Daggers
Günlerden Cuma, hatta artık Cumartesi. Saat 02:09 hatta Türkiye'de 03:09. Neredeyse bütün Reset! yazarları bu okuduğunuz satırları yazmakla meşgul, üstelik de canımız pek sıkkın. Bu kadar fedakarız mesajı vermeye değil, aksine bunu güzel bir yerlere, benzer durumlarda sıgınabileceğiniz hem hareketli hem sakin bir müziğe ve hem yanık sesli hem seksi bir vokale bağlamaya çalışıyorum.. Devam >>
|
 |
 |
The Wombats - Proudly Present....A Guide To Love, Loss & Desperation
Üzerine yazılar yazmakta geç kaldığımız bir diğer grup, The Wombats!!! Biri Norveçli, diğer iki üyesi İngiliz olan bir trio; old school, indie-pop ve punk karmaşasından başka bir şey bulamayacağımız eğlenceli, zıpır bir grup. Biraz hayal gücümü zorlarsam okuldan kalan boş vakitlerde müzik yapmak için biraraya gelen bir grup da olduklarını söyleyebilirim kendileri için fakat katiyen yanılmış olurum. Devam >>
|
 |
 |
MGMT - Oracular Spectacular
MGMT (tahmin edildiği gibi Management okunuyor) Connecticut çıkışlı Andrew Vanwyngarden ve Ben Goldwasser’dan oluşan iki kişilik bir proje. Hikayelerine gelince; ikilinin yolları Connecticut’taki Wesleyan üniversitesinin çimlerinde kesişmiş. Grup falan kurmaya niyetlendikleri yokmuş o zamanlar, sadece birbirlerine sevdikleri müzikleri gösteriyorlarmış. Devam >>
|
 |
 |
Sia - Some People Have Real Problems
Çoğumuz onu Six Feet Under’ın Breath Me ‘si olarak tanıdı. Oysa Sia Furler’in bugüne dek çıkarmış olduğu tam tamına beş solo albümü bulunmakta. Sia’nın buğulu sesini ayırt edebilmek için öyle uzman falan olmaya gerek yok. O melankolik tavırları, pozları ve duruşu ile hemen fark edilenlerden. Devam >>
|
 |
 |
Beach House - Devotion
Sıcaklığıyla insanı kavurup, akşam serinliğiyle gönlümüzü alan tembel yaz günlerine özlem duyanların kulaklarına ilaç niyetine gelecek bir grup olan Beach House’ın yeni albümünün çıkmasına bir aydan yakın bir süre olsa da, cefakâr internet blogları sayesinde aylardır dolaşımda olduğunu fark etmemizle albümlerini yorumlamak farz oldu sevgili okur. Devam >>
|
 |
 |
Atlas Sound - Let The Blind Lead Those Who Can See But Cannot Feel
2008’e girer girmez 2007 yılı sonlarındaki o sıkkın, buhran dolu güzel albümsüz günleri ardımızda bırakmanın sevincini yaşamaktayım. Beklediğim albümler teker teker gelirken birçoğu beklediğimden de erken tarihlerde nete salınır oldu. 2007’nin son günlerinde yazacak albümü geçtim, dinleyecek albüm bile bulamazken, böylesine bir kıtlık varken, yeni yılın hemen başında başlayan bu albüm furyasının sonucunca yazacağım şeyler arasından seçim yapmakta zorlanmaya başladım. Devam >>
|
 |
 |
Toykult - Sow Loco
Aylardır yazacağım, yazacağım dediğim Toykult sonunda sizlerle. 2007 Top 10’imde de on numarada yer verdiğim Toykult’ın Sow Loco albümünü edinmek bir hayli zor. Bir buçuk yıl önce myspace sayesinde tanıştığım Toykult’ın Sow Loco’yu çıkarması da tam bir yılı aldı. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
 |
Apartment
Bu keşif bölümünün asıl amacı, daha çok henüz demo aşamasında olan, olası potansiyel ‘Next Big Thing’leri sizlerle paylaşmak. Ya da fazlasıyla kıyıda köşede kalıp, sesini ancak kendine duyurabilmiş ve tarihe karışmışları anmak. Ancak bu seferlik farklı bir durum söz konusu. Şimdi burada tanıtacağım grup gayet şık bir albüme sahip 2007 Mart’ından beri. Hatta The Kooks, Editors, Boy Kill Boy ve daha bir dolu hatırı sayılır toplulukla turlama şerefine eriştiler.. Devam >>
|
 |
 |
Hot Rocket
Keşif yazıları yazmayı pek sevmem. Yeni keşfettiğim gruplar konusunda pek bir muhafazakarımdır açıkçası. Öle pek bilinsin istemem, bilinecekse de söyleyen ben olmak istemem. Ancak bu sefer biraz farklı ve biran önce insanlara dinletilmesi-sevdirilmesi gereken bir grup, Batı Londra delikanlısı mevzu bahis. Adları Hot Rocket, görünüşleri pek antipatik ve yaşları da kemale ermiş gibi duruyor ki sanırım 2006 senesinden beri MySpace' te aktif olmalarına rağmen sağda solda gözükmemelerinin sebebi de bu olsa gerek. Yoksa profillerindeki şarkıları sadece onları son bir kaç ayda ziyaret etmiş ilham perileri açıklayabilir. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
|
|