Jack Penate - Matinée

Çok uzunca bir zaman oldu albüm incelemesi yazmayalı. Hatta o zaman dilimi içinde reenkarnasyona uğradık eğildik büküldük daha da güzelleştik, zenginleştik karşınıza geldik. Bütün bular olurken bir sürü de yeni (aslında pek yeni değil bu ama demiştim uzunca bir zaman oldu diye) şeyler dinledik, sevdik. Onlardan bir tanesi de hal-i hazırda, ruhunuz bile duymadan bahsetmeye başlamış olduğum Jack Peñate (peneyt değil penyeyt). İsminden de anlaşılabileceği gibi İspanyol etkileşimli ve tek başına takılan 21 yaşında Londra çıkışlı, biraz da kadersiz bir singer/songwriter kendileri.

Kadersiz dedim evet. Haklıyım ama çok iyi niyetliyim ve biraz da üzülmedim değil onun için. Konuyu açayım izin verirseniz. The Maccabees’le çok büyük mesafe kat ettikten sonra albüme 5 kala gruptan ayrılmasının ardından eline gitarını alıp “sakin kafayla” çalışmaya başladıktan sonra tekrar işi albüm çıkarma seviyesine kadar getiriyor. Ne yazık ki bu noktadan sonra ise bir kaşık suda boğabilme potansiyeline sahip olduğum iki isim Kate Nash ve Jamie T. ile kıyaslanmaya başlıyor. Kendisi bu durum hakkında ne düşünür bir fikrim yok tabi ki ama ben bu durumdan oldukça rahatsız oldum. Her ne kadar 12 yaşında gibi hissediyorum dese de, şarkıları ne Kate Nash şarkıları gibi 12 yaşında bir çocuğun şarkılarına benziyor, ne de Jamie T gibi sadece, “14 yaşında hayatın anlamını çözdüğünü iddia eden teenagerlara” (burada tanım yaptım, dikkat!) hitap ediyor. Bunun yanında hâlâ –çok ponçik bir arkadaşımın tabiriyle- patlayan şeker tadında (tanım no:2) hallerini koruyabiliyor.

Introyu uzun tuttum bugün albüm ve şarkılar hakkında kısa kısa yazacağım o yüzden. Hem zaten yan tarafa linklerin gelmesiyle mertlik de bozuldu tıklayıp dinleyin değil ama? Albümün adı Matinée. Jack’in İspanyol kökleri her tarafa aksan ve enye olarak yansımış görüldüğü üzere. Albüm kapağında polaroid bir Jack resmi var The Maccabees günlerinden kalma (şaka bu). Bu tabir kulağa pek şirin gelse de Peñate’i dinlemekte bu kadar geç kaldıysam kesin olarak bu ‘artwork’ yüzündendir çünkü gerçekten ben çok kötü bir albümüm diye bağırıyor kapaktan. Gerçekten öyle mi? ‘Be’ hayır seçeneğini işaretlemek istiyorum. Şundan iki sene önce yüzüne bile bakmayacağımız The Pigeon Detectives’in adamdan sayıldığı hatta ve hatta sadece tek (ama çok güzel bunu kabul ediyorum) şarkıyla gayet densizce yeni Franz Ferdinand ilan edilen The Wombats gibi grupların piyasada adam sayıldığı şu zamanlarda Jack Peñate’in albümü de gayet taş gibidir efendim. Hele ki sözüm ona aynı kümenin elemanı olan Kate Nash Hanım efendinin davula yeni vurmayı öğrenmiş bir çocuk eşliğinde “Stop being a dickhead” yakarışlarının bile şarkı olarak kabul gördüğü bir ortamda Jack Peñate’e sayfalarca yazılar bile düzerim. Çok doluyum be okuyucu. Neyse ki yeni jenerasyon gümbür gümbür geliyor. Önümüzdeki sayıda kocaman bir dosya hazırlayıp ne var ne yok dökeceğiz 2008’e dair, buradan da müjdeyi veriyim.

Şarkılara geçersek, benim gibi üç şarkıda canı sıkılan, kaçacak biriyseniz Spit at the Stars albümün özeti niteliğinde bir şarkı ayrıca albümün en ‘hype’ şarkısı, kesinlikle dinlenesi. İki numaraya Torn on the Platform’u yerleştiriyorum. Gerçi ülkemiz gençliğine pek hitap etmiyor, gözlerimiz dolu, giderayak sevgilimize şarkılar türküler yazabileceğimiz bir tren istasyonu pek yok malum; vapur iskelesi, otobüs durağı en olmadı çok burjuvayım diyorsanız havaalanı olarak canlandırın sahneyi kafanızda taşların hepsi yerine çok güzel oturuyor o zaman. Jack’in 50p verip kendini adam zannettiği ‘tramp’leri de bu senaryoda iskele önünde çiçek satıp dans eden çocuklar oynar hem. Son olarak favori şarkım olan “Have I been a fool?”. Gerçi kendimi hiç böyle sorguladığım olmadı lakin eğer günün birinde manava gidip de armutları tek tek… aman(!) günün birinde kendimi aldatılmış hissedersem sanırım ‘loop’a alacağım şarkılardan biri olur.

Jack Peñate, ismini vermek istemediğim çok güzide müzik sitelerinden gayet düşük notlar almasına karşın benim gayet sevdiğim, beğendiğim, sırtını sıvazlayıp “Üzülme be abi! Biz çok beğendik. Valla!” demek istediğim yegâne singer/songwriter’lardan biri haline geldi kısa zaman içinde. Serdarcharliebrown edasıyla sizleri çok sıktıysam özür diliyor ama gayet eğlenmiş olduğunuzu umuyorum. Müzik dolu günler efendim.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2008