Gelecek Program

Tatil bitti, okullar açıldı, hatta havanın delirdiği şu günlerde kış geldi desek yerdir. Özellikle Ağustos Ayı’nda sinema açısından oldukça kısır geçmiş yaz sezonunu gerilerde kaldı ve biz de gözlerimizi şu anda en yakın tarihteki Filmekimi gibi festivallere ve ödül törenlerine çevirmiş durumdayız. Tahminler şimdiden başladığı için önümüzdeki aylarda gösterime girecek ve Oscar yarışında adını şu ya da bu şekilde duyabileceğimiz yapımlara göz atmakta yarar var dedik. Sayacağım filmlerin neredeyse hepsi henüz törenin yapılacağı Amerika kıtasında bile doğru düzgün gösterime girmedi; yalnızca bazı festivallerde isimlerini duyabildik. Birçoğunun en azından 1-2 adaylık kapacağını tahmin etmek hiç de zor değil; çünkü bu seneki filmler fazlasıyla Oscar kokuyor. Neredeyse hepsinin yönetmeni, senaristi veya oyuncuları ya daha önce heykelciği kucaklamışlar ya da en azından adaylıkları var.

Devam >>

 

 

Water Drops on Burning Rocks - Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları

-Bana ihtiyacın yok ki!
-Ama senin bana var...

Aşk bir muhtaç olma durumu mu? Bir iktidar dengesi mi? Foucault'tan beri iktidarın her yere girmiş, her türlü ilişkiyi ele geçirmiş olduğunu biliyoruz; iktidar sınıfta, iktidar evde, iktidar sokakta ve günlük konuşma dilimizde bile kendini belli ediyor. Aşkta ise durum bir miktar daha gönüllü bir teslimiyet, razı olma durumu sanki. Birine muhtaç olmak, onun çekiciliğine karşı koyamamak, derin bunalımlar, cinsel kıpraşmalar.

Devam >>

 

 

The X-Files: I Want to Believe – X-Files: İnanmak İstiyorum


“X-Files: İnanmakta Güçlük Çekiyorum”. Filmden sonra “Hayır bunun bir X-Files Filmi olduğuna inanmak istemiyorum!” şeklinde dolanan birçok X-Files hayranının aksine ben filmi tümden bir kayıp bulmadım. Yine de beklentileri karşılamadığı ve vasatı pek de aşamadığına katılmadan edemiyorum. O yüzden bunun bir X-Files filmi olduğuna güçlük çektiğimden böyle bir başlığı daha uygun gördüm.

Devam >>


 

 

Broken English - Aşkın İngilizcesi

Romantik komedi türü altında sayabileceğimiz filmlerin mutlu son ile bitmesi bilindik bir durum. Ayrılık ya da ölümle sonlananlar ise daha çok romantik dram çizgisinde kabul edilir. Eğlenceli bir sinema diliyle çekilmiş ‘Broken English’- pazara yönelik şahane çevirisiyle ‘Aşkın İngilizcesi’-, özellikle yalnız bayanlar tarafından yalnız başına izlenildiğinde pek romantik komedi olarak kabul görmese de, başı ve sonu itibariyle klasik yapımlardan sıyrılamayarak içinden umut fışkıran bir Amerikan bağımsız(!) romantik-komedi tanımlamasına uygun düşüyor..

Devam >>



El Rey de la montaña - Dağların Hakimi

"Dağların Hakimi", benim için önemli bir filmdir. Önemi, filmin içeriğinden değil: İstanbul Film Festivali'nde ve aynı zamanda Beyoğlu Atlas Sineması'nda izlediğim ilk film olmasından. Bu yüzden bu filmi daha bir dikkatli, konsantre olarak izlemiştim.

Devam >>


Ensemble, c’est tout - Bir Aradayız, Hepsi Bu

Audrey Tataou, öyle müthiş güzel, çekici, seksi bir hatun değil ama zannetmiyorum ki Amelie’yi izleyip de ona aşık olmamış, sempatikliğine ve tatlı gülümsemesine hayran kalmamış bir erkek olsun. Artık 32 yaşını devirmiş olan Tataou, minyon tipli olmasının verdiği avantajla halen Amelie’deki çocuksu havasını muhafaza etmekte. Romantizmin ve komedinin iç içe geçtiği (bana Hollywood filmlerini anımsattığı için romantik-komedi demeyi reddediyorum) filmlerin dışındaki tarzlarda bile sıcak yüz ifadesiyle filmlere ılımlı bir hava katmaya devam ediyor. Kısaca bu filmler bir “Feel Good Movie” olmasa bile Tataou, bizim kendimizi iyi hissetmemize yetiyor.

Devam >>


Stuck – Çıkış Yok

Re-Animator gibi uçuk bir bilimkurgu/korku filmine imza atmış yönetmen Stuart Gordon 2005 yılında çektiği Edmond filmiyle bünyemde sıkı bir hayal kırıklığı yarattığından “Çıkış Yok”u izlemek için pek can attığımı söyleyemem. Ülkemize İstanbul Film Festivali kapsamında uğrayan, yerli dağıtımcıların gösterime sokmaya tenezzül etmediği ve benim o dönemler tamamen bir zaman kaybı olarak nitelediğim Edmond, aslında kötü bir film olmasa da kesinlikle bana hitap etmeyen bir filmdi. Düzenli ve sıradan giden hayatını birden değiştirme kararı alan “işten eve-evden işe” bir adamın kendini acımasız sokaklarda dini imanı para olmuş insanlar arasında bulması sonucu giderek kafayı yemesi anlatılıyordu. Bunu yaparken vermek istediği mesajları “kör gözüne parmağım” şeklinde anlatan Stuart Gordon’un tavrı pek hoşuma gitmemişti açıkçası.

Devam >>


Tatil Kitabı

Seyfi Teoman, Altyazı Dergisi'nde ilk sayıdan beri yazan, Mithat Alam Film Merkezi'nin ilk öğrencilerinden. İlk kısa filmi Apartman'ı 2004 yılında çekti ve bu filmiyle birçok ödül kazandı. Bunun ardından ilk uzun metrajlı filmini gerçekleştirmek için kollarını sıvadı ve ortaya "Yeni Tayvan Sineması"na göz kırpan stiliyle bir taşra filmi çıktı: Tatil Kitabı.

Devam >>

 




Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010