Stereolab-Chemical Chords
Bu sonbaharın yeni çıkan albümler açısından anlam ve önemi sizin için nedir bilmem ama benim için oldukça büyük. Zor geçen bir yazın ardından, her şey rayına otururken, sanki yazın zorluğu yetmezmiş gibi üzerimize çöken sıcaklar artık yavaş yavaş yerini yağmurlu sulu, t-shirt üzerine ceketli-kazaklı günlere bıraktı. Ve artık sakin ve güzel bir hayata koşan ben, yeni çıkan albümlerle ruhumu ihya ediyorum-ki bu yazıya konu grubumuz benim için kilit bir isimdi ve ruhum yeni albümünü fazlasıyla bekliyordu. Bu yazı da bu beklentinin vardığı yere dair. Öyleyse buyurun Stereolab’e.
Stereolab, Tim Gane(gitar, klavye), Stereolab’in 80’lerin sonundaki prototipi olan Londra çıkışlı McCarthy ile bir konserde çalarlarken, Fransız vokal ablamız Laetitia Sadier (vokal, klavye) çıkagelir ve aralarında başlayan romantik ilişki ablamızın gruba girmesiyle sonuçlanır. McCarthy’nin son albümünde vokal yaptıktan sonra 1990’da grubun dağılmasıyla Stereolab adı ile ve davulda Joe Dilworth ve basçı Martin Kean ile, grup yola devam etmeye başlar. 1992’de Too Pure Records’tan Switched On ve yine aynı yıl içinde resmi debut albümü Peng! albümünü yayınlarlar-ki iki albüm de Stereolab’in soundunu Stereolab markası olarak ortaya çıkarır. Özellikle Peng!, bazı şarkılardaki Velvet Underground ve Beach Boys esintileri, bazı şarkılardaki “ba ba ba” back vokali ve grubun deneysel ama kendine özgü “pop is good” tavrı ile hala günümü kurtarabilen bir albüm. Zaman içinde çeşitli eleman değişiklikleriyle (bu ayrıntıya girmeyelim), Chemical Chords’a kadar tam 9 albüm yayınlanır (burada da sadece Emperor Tomato Ketchup’a dikkat etmenizi önerip kısa keseceğim). Ve son olarak Chemical Chords ile yine değişmeyen bir Stereolab soundu ile karşımızdalar.
En başta söylemeliyim ki, kesinlikle bir kere dinlenilip bir kenara bırakılmaması gereken bir albüm. Bir kere dinlemekle kesinlikle bir fikir sahibi olamıyorsunuz. Albümün ilk bölümünde ilk dinleyişimde sevdiğim bazı şarkıları daha sonra çok fazla sevemedim mesela. Genel olarak albümde Peng! hissiyatına yaklaşan çok güzel şarkılar mevcut. Albümün açılış şarkısı Neon Beanbag, yine alışılmış “du ba ba ba” vokalleriyle, çok neşeli bir giriş yapıyor. Three Women’daki belirgin baslar ile albüm ikinci şarkıdan insanı yakalıyor. Bundan sonraki birkaç şarkı, beklentileri biraz kırmaya başlasa da, Silver Sands bizi tekrar olduğumuz yere yükseltiyor. Stereolab’in genel olarak soundunda analog synthler aşırı ön planda pek görülmemiştir. Ama Pop Molecule’de inanılmaz bir synth kullanımı var ve davullarla da neredeyse bir acid rock şarkısı gibi. Kendi adıma pek sevemedim. Self Portrait with Electric Brain’deki enstrümalara baskın olmayıp, tam tersine onları destekleyen bir analog synth kullanımı, ya da Valley Hi! gibi grubun klasik “tatlı” synth melodileri ve mükemmel vokal düzenlemeleri kulağa çok daha güzel geliyor (en azından bana göre). Albümün sonunda ise, özellikle Daisy Click Click ve sonrasında gelen Vortical Phonotheque aniden Belle&Sebastian dinlemeye başlamışız hissi veriyor- ki B&S’e benzettiğim her şey benim için tamamdır.-
Sonuç olarak, Chemical Chords bazı şarkılarda, Stereolab’ten kendi adıma beklediklerimi karşılamasa da, yine de güzel bir albüm. Özellikle bu aralar soğuyan, güneşsiz havalarda neşelendiren ve iyi hissettiren, kesinlikle dinlemeye değer bir albüm.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|