Tokyo Ghost Stories*
Son yıllarda özellikle sokak modası denince aklımıza gelen ilk isimlerden biri olmayı başaran Tokyo, tasarım dünyasına kazandırdığı isimlerle de ‘lookbook’larımızı şenlendirecek gibi görünüyor. Eğer, “Yılın önemli moda organizasyonlarını hiç kaçırmam; Milano, Paris, Londra moda haftaları benden sorulur” diyor da, Japon Moda Haftası’na göz atmadan seneyi tamamlıyorsanız, çok şey kaçırdığınızı söyleyebilirim. Bu çekik gözlüler memleketi, Avrupa’yı aratmayan çizgilere sahip tasarımlarıyla, moda dünyasını kasıp kavurmaya niyetli gibi görünüyor.
Bu sene yedincisi düzenlenen ve Tokyo’da gerçekleşen Japon Moda Haftası, geçtiğimiz günlerde geride güçlü tasarımlar ve başarılı bir organizasyon bırakarak son buldu. 2009 ilkbahar-yaz koleksiyonlarının tanıtıldığı festivalde Asyalı tasarımcıların, etnik öğeleri böylesine yenilikçi çizgilerle harmanlamaları oldukça dikkat çekiciydi. Asya’nın o geleneksel ve bir o kadar da karmaşık çizgilerinin, yerini minimal bir sadeliğe bırakması oldukça heyecan verici. Festivalde özellikle benim ilgimi çeken isimler; Akira Naka, Chinami Kamishima, Mikio Sakabe ve Motonari Ono’nun tasarımları ile Matohu ve Lep Luss markalarının koleksiyonları oldu. İçinizde adeta Avrupalı bir tasarımcının koleksiyonunu izliyormuş hissi yaratan tasarımlar, gerek fütürizmin etkilerini, gerekse sadeliğin asaletini mükemmel bir şekilde yansıtıyor.
Akira Naka, fütürizmi feminen çizgilerle harmanladığı koleksiyonunda kullandığı aksesuarlarla küçük detaylara dikkat çekerken; Chinami Kamishima, pastel renklerin zarafetini tercih ederek, romantik bir koleksiyon hazırlamış. Öte yandan Mikio Sakabe, modellerde kullandığı platin peruklarla, 60’lara bir gönderme yapmak istiyor gibi. Yine pastel renkleri tercih etmiş olan Sakabe, tasarımlarında gümüş rengini de bolca kullanarak, şeffaf bir sadelik elde etmiş.


Motonari Ono ise, yüksek yakalara dikkat çekerek, birinci sınıf bir dikiş metodu kullanarak ve kısa pantolonları işlemeli ceketlerle birlikte sergileyerek, adeta Kraliçe Elizabeth’e ya da bir döneme damgasını vurmuş ‘trunk hose’lara bir merhaba demek istemiş. Lep Luss markasına gelecek olursak; oldukça az renk kullanılarak hazırlanmış olan tasarımlar, siyah ve beyazın o inanılmaz uyumuna ve sadeliğin mütevazı duruluğuna dikkat çekerek, adeta ‘Less is more’ anlayışının hayat bulmuş bir örneğiymişçesine podyumları huzur ve dinginlikle dolduruyor. Matohu markası ise, yine pastel renkler ve şifon kullanılarak zenginleştirilmiş fütüristik tasarımlarıyla gelecek vaat eden bir diğer isim.

Festivalde dikkat çeken isimlerden bir diğeri ise Hiroko Koshino oldu. Özellikle fütürizmin etkilerini gözle görülür bir şekilde hissettiren tasarımlarıyla Hiroko, giysilere form vermek konusunda adeta sihirli bir yeteneğe sahip olduğunu göstermek istiyor gibi. Özellikle yakalarda kullandığı dikiş tekniği, tasarımlara güçlü bir hava katmış.
Bu sene yirmi beşinci kez düzenlenen ‘Genç Tasarımcılar Ödülleri’ yarışması da Tokyo Moda Haftası kapsamında gerçekleşti. Genellikle Asyalı isimlerden oluşan 30 tasarımcı, özgün tasarımlarını dünya basınına tanıtma fırsatı bulurken, podyumları süsleyen renk armonisi de festivale dinamik bir ruh kattı. 20 kadın ve 10 erkek tasarımcıdan oluşan yarışmacıların, tasarımlarının kağıt üzerindeki görünümlerini de sergilemeleri ilginç ve güzel bir detaydı. En iyi kadın tasarımcı ödülü Tayland’a giderken, en iyi erkek tasarımcı ödülünü Japonya sahiplendi.
Görünüşe bakılırsa Tokyo, bu sene dersine iyi çalışmış ve alnının akıyla muazzam bir organizasyon düzenlemiş. Teknoloji ustası Japonya’nın tasarım alanında da böylesine başarılı olması, oldukça ilham verici. Asya’nın yenilikçi moda anlayışı, kesinlikle es geçilmemeli…



Anasayfa>>
Moda Bölümü>>
|