Lola + Bilidikid – Lola ve Bilidikid
Sanırım birçok kişi gibi benim de Kutluğ Ataman ile tanışmam şu çok ses getiren “İki Genç Kız” filmiyle oldu. Buradan filmi izlemiş olduğum anlamı çıkmasın. Haberdar oluşum tamamen Vildan Atasever’in aldığı ödül sayesindedir. Kendisinin, Antalya Film Festivali’nde, Beste Bereket ile paylaştığı “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü almasının ardından Nurgül Yeşilçay’ın durumdan hoşnutsuzluğuna varana kadar yapılan tartışmalar filmin sağlam bir reklamını yapmıştı. Tesadüfen keşfettiğim ve “iyi ki de yönetmenin ilk izlediğim filmi oldu” dediğim Lola ve Bilidikid sayesinde şu anda Kutluğ Ataman gözümde ve gönlümde çok farklı bir yerde duruyor; ve İki Genç Kız, ne kadar balon bir film çıkarsa çıksın bunu yok etmesi mümkün olmayacak. En kısa zamanda ilk filmi “Karanlık Sular”ı da izlemeyi bir kenara not ettiğimi belirtip filme geleyim.
Kutluğ Ataman’ın ikinci filmi Lola ve Bilidikid, Berlin’de geçiyor. Eşcinselliğini yeni yeni keşfetmekte olan Murat’ın ailesi seneler önce Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş yüzlerce aileden yalnızca biri. Babanın ölümü üzerine ailenin reisliğini üstlenmiş olan abisi Osman, geleneklerine bağlı, annesini ve kardeşini korumaya çalışan katı bir adam. Murat’ın varlığını bilmediği, kendisi gibi eşcinsel olan abisi yıllar önce durumunun ortaya çıkması sonucunda evden atılmış ve arkadaşlarıyla beraber Lola ismiyle barlarda sahneye çıkmaktadır. Kendine Billy the Kid’ten esinlenip lakap takmış olan Bilidikid ise sevdiği erkek Lola’dan ameliyat olmasını istemektedir; ancak bunun için parası olmadığı gibi Lola da bu teklife yanaşmaz. Daha fazla ayrıntıya girip hikayeyi spoil etmek istemiyorum. Çünkü bu ayrıntılar birkaç sürprizi de içinde barındırıyor.
Filmin yalnızca eşcinsellik ve travestilerin toplumdaki dışlanmışlıklarına odaklandığını zannetmeyin. Bu elbetteki film boyunca yoğun olarak karşılaştığımız bir tema ama vermek istediği bambaşka mesajlar da var yönetmenin. Ayrıca yalnızca Murat-Lola-Bili ekseninde de konuyu döndürmeyip yan karakterlerin hikayelerini de oldukça iyi harmanlayıp bulamaç olmayan bir film ortaya çıkarmış Ataman. Büyük umutlarla geldikleri Almanya’da umduklarını bulamayıp bir de hayatın kazığını yemiş olan Türk karakterlerimiz, Almanlar tarafından yalnızca eşcinsel veya travesti kimlikleri sebebiyle değil Türk oldukları için de dışlanıyorlar.
Berlin’e yerleşen, Türk kimliklerini de tam olarak yitirmemiş olan karakterler, dilini konuştukları ülkeyi de tam olarak benimseyememişler. Onların bu arada kalmışlıkları cinsel kimliklerine de yansımış. Tam anlamıyla kaybolmuş ve toplum tarafından da dışlanmış olan karakterlerin bu çıkmazını hem Bili’de hem de Lola’da açıkça görmek mümkün. Lola’ya aşık olan Bili için bu durum utanç verici bir şey. Bir erkeğe aşık olduğunu yediremiyor kendine. Ona göre bu sorun Lola’nın ameliyat olmasıyla çözümlenebilir. Ameliyat olunca rahatlıkla Türkiye’ye geri dönebilir ve cümle aleme kadınını gururla tanıtıp evlenebilir. Daha sonra yollarının kesiştiği Lola’nın kardeşi Murat’a söylediği sözler de nasıl düşündüğünü ve genel olarak eşcinselliğini kabul etmeyen Türk Erkekleri’nin konuya bakış açısını tam anlamıyla ortaya koyuyor: “Naparsan yap, kestaneyi çizdirme! Deliğin nerde olduğu önemli değil!”. Lola’nın da değiştirmeye çalıştığı şey de tam olarak bu bakış açısı. Kendini eşcinsel olarak görmeyen Bili’nin de aslında kabul etmese de kendisi gibi olduğu. Lola, ameliyat olursa Bili’nin artık kendisini sevmeyeceğini, Lola’nın artık o sevdiği adam olmadığını fark edeceğini düşünüyor çünkü.
Ayrıca Ataman’ın bize Alman milliyetçiliğinin örneklerini gösterdiği genç yan karakterlerimiz ve onların hikayeleri de var. Murat’ın aşık olduğu Alman çocuk Rudy de arkadaşları arasında alay konusu olmamak için eşcinselliğini bastırmak ve kendini kanıtlamak için onların ırkçı saldırılarına ortak olmak zorunda. Gizlemeye çalıştığı eşcinselliğinin ağırlığı altında ezilen Murat da onların bu saldırılarından nasibini alan ilk insan oluyor. Abisi Lola’nın varlığından haberdar oluşu tam da böyle bir dönemde olunca çareyi onu aramakta buluyor. Çünkü o kendisini yargılamayacağını düşündüğü tek insan. Maço ve sert abisinin onu “erkek” yapmak için bir fahişeye götürdüğü bir akşam ardına bakmadan kaçıyor.
Öte yanda sınıf çatışmasını ortaya koyan karakterlerimiz, kaba saba bir serseri olan Bili’nin arkadaşı İskender ve aşık olduğu zengin Alman var. Buradaki rolüyle Altın Portakal kazanmış usta oyuncu Inge Keller’in canlandırdığı aristokrat bir hanımefendi olan yaşlı kadın, oğlunun böyle alt tabakadan bir adama tutulmasını kabullenemiyor. Kısacası film, cinsel, milliyetçi, sınıfsal her türlü çatışmayı gözler önüne seriyor. Çok derdi var filmin ama o kadar iyi yoğuruyor bunları ve öyle çarpıcı bağlıyor ki sonunda Ataman, suratınıza yediğinizin tokadın etkisinin geçmesi uzun zaman alıyor.
Türk toplumunun muhafazakâr kabuğunun ardına gizlenmiş olan bastırılmış cinselliğine ve homofobik bakış açısına verip veriştirirken, Alman toplumunun iyiden iyiye gün yüzüne çıkan yabancı düşmanlığına laf etmekten de geri kalmamış. Bilidikid rolünde Erdal Yıldız’ın parladığı filmde her oyuncu ayrı güzel, ayrı derinden oynamış. Başarılı oyunculuklarıyla, harika yönetimi ve senaryosuyla uzun süre etkisinden çıkamayacağınız, sizi hayatın acımasız gerçekleriyle baş başa bırakacak olan Lola ve Bilidikid, doğru düzgün yerli bir film izlemek isteyenler için bir nimet bana kalırsa. 90’ların son yarısında ortaya çıkmış Kutluğ Ataman, kesinlikle takibe alınması gereken yerli yönetmenlerden.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|