99 Francs – 9.99 YTL

Beyaz perdedeki kitap uyarlamaları herkesin dudaklarında farklı bir lezzet bırakıyor. Kimisi çok seviyor, kimisi filmdeki sahneleri kitabı okurken kurduğu hayallerle örtüştüremediği için nefret ediyor. Kısaca insandan insana değişiklik gösteriyor. Aynı şey, Hollywood’un son zamanlarda bayıla bayıla yaptığı yeniden çekim filmler için de söylenebilir. Kimisi orijinal Asya versiyonunu beğeniyor, kimisi içine bolca özel efekt konulmuş pahalı Hollywood versiyonunu.

Ne olursa olsun sinemayı kitaplarla bir tutmamak gerekli. Sonuçta ikisi de aynı şeyi anlatan farklı eserler. Önceden böyle düşünmeyebilirdim ama en son izlediğim film 9.90 YTL (99 Francs) olunca fikirlerim değişti. Aynı isimli Beigbeder kitabından uyarlanan film, reklam dünyasının gözümüzle göremediğimiz, arka planda gerçekleşen olayları konu alıyor. Belki biraz abartıyla belki de biraz özel efektler yardımıyla ama her şeyi öyle gözümüze sokuyor ki yıllardır aklımızın başımıza gelmediğini idrak ediyoruz. Akıllanmadık mı? Son 10 yılda kendimizi toparlamaya başladık ama halen tüketim toplumuyuz halen “onlar” bize ne satıyorsa onu alıyoruz. İçgüdülerimiz bir konuda birleşiyor. O da kazandığımız neyse hemen harcamamız gerektiği.

Yeni arabalar, hayallerimizin elbisesi, içecekler… yeni çıkan yoğurdu denediniz mi? Hiçbir şey üretmeden harcadığımızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hepimiz çöp üretiyoruz. Televizyonda, billboardlarda, afişlerde veya sinema başlamadan önce gösterilen reklamlarda bize bir şey almamızı söylüyorlar, modaya uymamızı, “diğerlerinden” geri kalmamamızı istiyorlar ve bizde öyle yapıyoruz. Paramızı sonuna kadar harcayıp sonuçta çöp üretiyoruz. Filmden sonra uğradığım markette annesine “Anne şalgam suyu alalım lütfen, lütfen. Sadece 1.80ytl hem de 1 YTL kara geçeceğiz” diyen çocuk durumu özetler gibiydi.

99 Francs tam da bunu anlatıyor, oldukça karanlık bir şekilde. Bu film bana biraz “Requiem for a Dream”i hatırlattı. İki filmi birbirine benzetmemin nedeni belki ortaya çıkan eserin geri kalanlardan farklı oluşudur; belki değişik çekimleridir, belki de bir anda kararan aydınlık sahneleridir, tam emin olamıyorum. Filmin konusunu biraz açarsak Octave başarılı bir reklam yazarıdır. Büyük bir reklam ajansında çalışmaktadır. Uyuşturucu kullanır, havalı görünüşü, umursamaz tavrı ve 3 dakikada milyonlara satış yapabilecek bir reklam metnini yazabilme yeteneği onun en önemli özellikleridir. Zorunda olmadıkça ciddi bir adam değildir, resmen zıvanadan çıkmıştır ve hayatını bu şekilde reklamlardan kazanır.

Ama bir gün gelir ki bu hayatı değişmeye, sağlam diye bastığı taşlar hareket etmeye başlar. Filmin içinden önemli yerleri söylemeden nasıl bunu anlatabilirim bilmiyorum ama bu filmi reklam dünyasının cani, acımasız yanlarını görmek niyetiyle izlerseniz keyif alamayabilirsiniz zira olaylar biraz abartılı, belki de gerçekten uzak. Bu film uzun metrajlı, hızlı, gözünüze hoş gelecek sahnelerle süslü bir reklam filmi olarak düşünün. Evet, görüntüde bunlar var ama bu film sadece bunlarla sınırlı değil. Hepimizin bildiği, belki biraz yaşadığı bir dünyanın içindeki hissiz bir reklam yazarı konun tam ortasında. O adamın bulunduğu yerden aşağıya düşüşünü, belki de çevresindeki insanları yanında götürüşünü göreceğiz.

Kara mizaha selam veren, sert ve biraz kanlı sahneleri ile öne çıkan, seks ve uyuşturucu dolu orijinal bir sona sahip bağımsız bir yapım var karşınızda tam olarak. !F İstanbul’a programına layık bir film ama biraz da belgesel tadında bir film 9.90 YTL. Kafanızı ilginç detaylarla dolduracak ama belki de bu sayede bir şeylerin yerine oturmasını sağlayacak bir yapım. Her şeyin aynı olmaya başladığı bir dünyada farklı bir film karşımızda.



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010