Three Kingdoms: Resurrection of the Dragon - Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi
Gökyüzü tek düzedir, güzeldir ama birkaç renktir. Hemen hemen her yerde aynıdır. Geceleri, gündüzleri, denize rengini, hayattan keyfi almasını bilenlerin yüzlerine gülümsemesini verir. Güneşi karnında tutar, ekinlerimizi besler, bizleri sever, rüzgârıyla okşar. Kızdığında fırtınalar kopar, bulutlarıyla güneşi saklar. Üşütür bizi, ısıtır bizi ama her halükarda güzeldir. Sadece kafamızı kaldırarak onu görmek büyük bir lütuftur. Her hali ne kadar farklı olsa da birbirine benzer bir bakıma. Gökyüzü gibidir Asya’dan gelen filmler. Birbirine benzer ama farklıdır, bir bakıma güzeldir.
Karşınızda bir roman uyarlaması daha var. 9.90 YTL filmi içinde aynı şeyleri söylemiştik. Romanın okuyucusu ile filmin izleyicisi arasında görüş farklılıkları olabiliyor çünkü okunan kitabı hayal etmek bize düşerken filmi izlerken böyle bir şey yaşamıyoruz. Ne uyarlaması olursa olsun, “Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi” filmi karşınızda. Hem de 600 yıllık yarı kurgu yarı gerçek “Romance of the Three Kingdoms” isimli romanın uyarlaması olarak.
Lafa nereden başlamalı bilemedim. İyi güzel, bu filmleri gözlerimizi dolu dolu, severek izliyoruz. Ama hep aynı şeyden sıkılmaya başladık. Çin’in tarihi ne uzundur. Onlarca filmde anlatıldı halen bitmedi. Genelde hep aynı şey ama olsun en azından izlemesi eğlenceli. Yüz binlerce kişilik ordular, birbirine hâkimiyet sağlamaya çalışmalar. Kahramanlık ve otantik Asya silahları ile birebir dövüşler. Konu ne kadar sıkıcı olursa olsun savaş sahneleri sayesinde bu filmler kendisini izletmenin yolunu buluyor. Neyse ki bu tarz filmler gösterime senede bir geliyor. O yüzden keyifle seyredebiliyoruz. Çünkü aslına bakarsanız Çin tarihini ve bu savaş aksiyonunu bir bakıma özlüyoruz. Yeri gelmişken aklıma takıldı. Her filmde yüz binlerce kişi ölüyor ve bu hikâyelerin bir kısmı gerçeğe dayanıyor. Çünkü zamanında Çin’de hâkimiyet kurmak için ciddi iç savaşlar çıkmış. Onca insan ölmeseydi şu zamanda Çin’in nüfusu ne olurdu acaba?
Bu günlerde üzerinde “Made in China” yazan ürünlerden korkuyoruz, uzak duruyoruz ama bu film öyle değil. Olabildiğine kaliteli, gayet güzel ve bir o kadar da destansı. Kahraman (Hero), Yedi Kılıç (Seven Swords), Altın Çiçeğin Laneti (Curse of the Golden Flower), Uçan Hançerler Evi (House of Flying Dagger) ve daha nicesi gibi filmler ilginizi çekiyorsa bu filmi de zevkle izleyeceksiniz. Hem de bir yaprağın üzerine basarak metrelerce havada kalan bir insanın varlığına inanmak zorunda kalmadan. Çünkü savaş ve dövüş sahneleri gerçeğe bağlı kalınarak çekilmiş. Kitabın uyarlandığı romanı okumadığım için bir yorum yapamıyorum ama film bittiğinde dudaklarımızda tarih ve toz tadı kalıyor ve bir bakıma bu tat güzel geliyor.
Filmin konusu çok derinlere inmiyor, bütün film boyunca Çin topraklarında hâkimiyet için çıkan savaşları izliyorsunuz. Ama sıfırdan doğan bir kahramanın attığı adımlarla. Bir söz vardı tam hatırlayamıyordum. “Savaşta kahramanlar sadece diğerlerinden daha uzun yaşayabilenlerdir” diye. Belki de şimdi bu sözü burada uyduruyorum. Öyle bile olsa bu filme uyuyor bu. Çünkü yetenekli bir genç olan Zilong’un savaş konusunda becerilerini geliştirip kendisini feda ettiği davada ilerleyişini izliyoruz. Hem de her adımda.
Yönetmen Daniel Lee, öyle ünlü, büyük bütçeli filmlerin adamı değil. O yüzden pek tanındığını söyleyemiyoruz. Ama Jet Li’nin eski bir filmi vardır: Kara Maske. İnanıyorum ki aranızdan bu filmi izleyenleriniz vardır. Kara Maske’nin yönetmenliğini de Lee yaptı. Filmin başrolünde oynayan kahramanı film boyunca nereden hatırladığımı bulmaya çalıştım. Gözlerini birisine benzettim durdum sonra da “hepsinin gözü birbirine benziyor” diye düşünerek bu çabalarımı sona erdirdim ama yazıyı yazarken yaptığım ”yoğun araştırmaların” (imdb.com’a girmek ne zamandan beri yoğun araştırma yapmak oldu inanın ben de bilmiyorum) sonucunda yakın tarihlerde izlediğim “The Warlords” isimli filmde de önemli bir rol oynadığını öğrendim. O filmi de bulabilirseniz izlemenizi tavsiye ederiz. Fakat bir koşulla. Bu filmi beğenmiş olmalısınız, aksi halde bize çok kızabilirsiniz çünkü iki film de birbirini andırıyor.
Çin’de insan gücünün avantajını görmezden gelmemek gerekli belki de bilgisayar efektidir ama kalabalık ordular bu tarz filmlere heyecan katıyor. Onurlu savaşçılar, güzel savaş sahneleri de diğer güzel yanları. Bu filmin Yüzüklerin Efendisi serisine benzeyen bir anlatımı olduğunu söyleyemeyiz ama Batı’nın yaşayışından farklı bir hayat hikâyesini anlatıyor. Son söz mü gerekli? O halde “İzlemeye değer” denmeli.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|