Jeff Buckley - Grace
Grup : Jeff Buckley
Albüm : Grace
Yıl : 1994
Plak Şirketi : Columbia
Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966 yılında Kaliforniya’da kendisi gibi sanatçı olan Tim Buckey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Jeff Buckley müzik dünyasının en cool, gezegenin en sıkı müzisyen şairlerinden biri olarak ender rastlanan bir kişilik olduğunu gösterdi. 1990 yılında New York avangart camiasının içine girmesiyle kendini ispatlamaya başladı. New York’dan önce Los Angeles’a müzik okumaya giden Buckley, burada “Shinehead” başta olmak üzere bir çok funk ve jazz grubuyla çalıştı. Daha sonra yola tek başına devam etme kararı alan Buckley, 1993 yılında Colombia plak şirketiyle anlaşma imzalayarak ilk EP’si olan “Live at Sin-e”piyasaya çıkardı.
Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulunan Buckley, öldüğünde 30 yaşındaydı. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması hayranları arasında büyük bir üzüntüye neden oldu. Herşeyin böyle ani ve erken bitmesi bir trajediydi aslında. Bizlere geride sadece şiir tadındaki şarkılarını bırakan Buckley’in parçaları genelde kişisel ve duygusal derinliğe sahiptiler. Zaman zaman depresif olabilen Jeff, şarkılarını söylerken onların içinde kayboluyor, 4 oktavlık tenor sesi ile haykırarak kendinden geçiyordu. 13 Nisan 1995’de Fransa’nın prestijli ödüllerinden olan ve her sanatçıyı imrendiren, bugüne kadar “Edith Piaf, Jacques Brel, Yves Montand, Bruce Springsteen, Leonard Cohen, Bob Dylan” gibi efsanelerin aldığı “Gran Prix International Du Disque-Academie Charles CROS” ödülünü aldı. Ayrıca “Grace” albümü Fransa tarafından altın sertifikaya layık görüldü.
Albüm çok başarılı bir düzenlemeye sahip, rüya tadındaki “Mojo Pin” ile açılıyor. Buckley bu parçada sesiyle muhteşem bir şekilde oynayarak, ”Still feel your hair, black ribbons of coal” kısmından sonra bizleri sonsuzluğa uğurluyor sanki. İkinci parça “Grace” tıpkı albüme ismini verdiği gibi, albümün karanlık ve hüzünlü atmosferini de özetliyor. Eski bir “James Shelton” şarkısı olan “Lilac Wine” ismi gibi insanı derinlik sarhoşu yapıyor. Ayrıca bu parçayı Jeff Buckley’in Nina Simone yorumundan etkilenerek kaydettiği söylenir. Yağmurlu günlere yakışan “So Real “ve ardından gelen bir Cohen cover’ı olan “Hallelujah” ile tabiri yerindeyse boyut değiştiriyoruz. Buckley bu parçayı ölümünden sonra yayınlanan toplamalardan biri olan Mystery White Boy’da The Smiths parçası olan “I Know It’s Over” ile o kadar güzel harmanlamıştır ki. Yine bir cover olan orjinali Benjamin Britten’a ait olan “Corpus Christi Carol” Buckley’in cover parçalara kattığı anlamı göstermede sınırları zorluyor. Ağır ve hüzünlü parçalarına nadiren daha hareketli bir parça olan ”Eternal Life” ile devam eden album, can acıtıcı şarkılar listesinin zirvelerinde yer alan “Dream Brother” ile görkemli bir final sunuyor bize.
Büyüleyici, erişilmez, keskin, ölçülü, etkili, trajik, muazzam, ihtişamlı, çarpıcı, korkutucu… Bütün bu sıfatların işaret ettiği tek bir album vardır bu dünyada. O da Grace albümü.. Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Tıpkı Mystery White Boy Jeff Buckley gibi..

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|