BabaZula Röportajı

Reset!: Sizin “Pırasa” şarkınızdan yola çıkarak şöyle bir cümle kurduk: “Küresel ısınmanın farkında olanlar ve olmayanlar”… Siz bir de çok geziyorsunuz, Anadolu’da da geziyorsunuz dünyada da geziyorsunuz. Küresel ısınma üstüne dünyadaki bilinçlenme ile Türkiye’deki bilinçlenmeyi karşılaştırabilir misiniz?

Levent: Yani şimdi, ben hemen gireyim konuya… bunun bir devlet politikası olması gerektiğini düşünüyorum ben. Bunu bireylere bırakırsan bu gelişme çok yavaş olacaktır. Ama bir şekilde politikalar üretmek gerekiyor, mesela İtalya’ya gittiğimde ben şeyi gördüm, bütün kamuya açık yerlerde, kefelerde, lokantalarda musluk ayaktan kontrol ediliyordu. Elini yıkayacağın zaman ayağınla suya basıyorsun, çektiğin zaman su kesiliyor.

Murat: Böyle çok daha az su harcıyorsun..

Levent: Mesela bu bir öneri… Ve görüyorsun ki bu bir devlet politikası olmuş, devlet bunu zorunlu kılmış. Sen diyor eğer benden ruhsat almak istiyorsan bu sistemi kuracaksın.. Burada da bu olabilir.

Volkan: Böyle bir devlet politikası olabilmesi için aşağıdan da bir baskı olması gerekir.

Reset!: Evet, Bireylerin de bilinçlenmesi, bilinçlendirilmesi lazım. Orada nasıl, halk daha dikkatli mi? Bizden daha çok mu farkındalar? Ya da şöyle de sorabiliriz, İstanbul’daki insan mı daha dikkatli su konusunda yoksa Anadolu’daki insan mı? Çünkü oradaki insanların susuzluğun ne demek olduğunu daha iyi biliyor olması gerekir, sonuçta suyla daha iç içeler tarımla geçiniyorlar… Ne dersiniz bu konuda, böyle bir şey gözlemlediniz mi?

Levent: Valla ben şöyle söyleyeyim; pek o kadar fark yok. Neden yok, mesela gitmedim ama televizyonda gördüm, CNN’de, Konya Ovası çöküyor biliyorsunuz. Adam suları açmış, bu arada yağmur da yağıyor. İçler acısı bir durum. Orada kar yağıyor ama hala su verdiği için toprak donuyor. Burada biraz da şey var, ne diyeyim bir hınç mı, kendini ispat mı nedir… Soruyorlar adama bunu yapan kim? Bir toprak ağası diyor mesela. Yani burası benim, istediğim gibi yaparım bu işi, suyu da böyle savruk kullanırım, umurunda değil. Hatta bir hınçla, böyle bir kendini ispatla bu işi yapıyor. Bu yanlış. Devlet politikasıyla demek istediğim bu yani. Sen devlet olarak bunu gördüğünde buna ceza vereceksin kardeşim yani her şeyi de alttan beklemememiz gerekiyor. Ben İtalya’da halktan bir çok kişinin aman pedalla yapalım, pedallı olsun dediğini zannetmiyorum. O arada da işler öyle yürümüyor, bazı şeyler alttan gelemez, halk bazı şeylerin farkına varamaz. Sen bunu bilinçlendireceksin, diyeceksin ki “Suyumuz bitiyor kardeşim, bir damlaya bile ihtiyacımız var” ve bunun üstünde olacaksın yani eğer o pedallı sistemi yapmıyorsa o müessese kapatılacak ya da 3 bin lira, 5 bin lira neyse cezasını vereceksin ve acımayacaksın. Ama burada bu sistem işler mi, bilmiyorum.

Reset!: Peki bireysel olarak insanların bilinçlenmesi için özellikle müziğin kullanılmasına ne diyorsunuz? Örneğin küresel iklim değişikliklerine dikkat çekmek için Live Earth konserleri düzenlendi…

Murat: Zaten sanatçılar bence her şeyin önünden gidiyor, teknolojinin de… Ve pek çok teknolojinin sanattan ilham alarak oluşturulduğunu biliyoruz. Böyle insanlar var, sanatla teknolojiyi buluşturan. Bazı insanlar böyle bir şeyin olmadığını iddia etse de bence var. Bunun örnekleri de var, mesela İlhan Koman var. İlhan Koman matematikle, uzay bilimiyle heykel sanatını birleştiriyor. Bunun dışında bir de Nikola Tesla’dan söz edilebilir. Önemli bir kaşiftir. Onun müzesini gördük, Goethe’nin bir dörtlüğünü yazmıştı ve bu dörtlükten ilham alarak bir teknolojik buluş yapmış. Kapitalist sistemde hem sanatçının hem de bilim adamının önünde büyük engeller var. İnsanlar para kazanmak için bir takım şeylerden vazgeçmek istemiyorlar. Örneğin, buzdolabındaki bu sera etkisi yapan bu gazlardan vazgeçilmesi çok uzun zaman aldı. Bence çok daha kısa sürede halledilebilirdi. Tesla’yı örnek vermek istiyorum, enerji problemlerini Tesla 20. yüz yılın başında çözmüş. Elektriğin bedava dağıtılması… Şimdi elektrik dağıtılması için çok kıymetli olan su oluşumu saptırılıyor, barajlar yapılıyor, doğanın dengesinin bozulması söz konusu ve zaten bu doğal denge bozulduğu için tüm bunlar başımıza geliyor. Tesla 20. yüz yılın başında atmosferin üzerindeki tabaka olan iyonosferden yaptığı kuleler vasıtasıyla, kablosuz olarak, sonsuz ve bedava elektrik sistemini kurdu. Bunu yapıyor adam, gerçekleştiriyor ve ne oluyor? Amerikan senatosu toplanıyor ve adamın laboratuarının ve yaptığı kulelerin yıkılması kararı alıyor sonra adamın laboratuarını yıkıyorlar, kulelerini yıkıyorlar; “Sen nasıl olurda bizim altın yumurtlayan tavuğumuzu kesersin” diyerek adamın buluşlarını engellemeye çalışıyorlar. Ben bunu söylüyorum. Bu adamın buluşlarını niye yaygınlaştırmadılar. Ben gittim Sırbistan’da adamın müzesini gördüm, kulesinin küçüğünü yapmışlar elimize verdiler floresan ampulleri, çalıştırdılar kuleleri, floresan ampul yanıyor… Bu elektrik insanı da çarpmıyor, şu anda üretilen elektrik büyük bir enerji açığına neden oluyor, gazlar salınıyor, suların dengesi bozuluyor… Şu elektrik olayını halletsinler mesela.. Sonra adamın yine Amerikan patent enstitüsüne bakarsanız, bildiğimiz anlamda uçan daire patenti var, ulaşım sorununu tamamen çözüyor. Yine, yer çekimini iyonosferden gelen enerji ile yok ederek, istediği gibi her yöne gidebilen araçlar yapmış. Bunun patentini de Amerikan patent enstitüsünden almış. Bunlar uçuk kaçık hiçbir şeye dayanılmadan söylenen şeyler değil. Petrol sorunu da bitebilir. Bir tek Tesla’yı ve onun buluşlarını gündeme getirerek dünyanın enerji sorununu çözebiliriz. Bu enerji sorunu, suların yok olması, sera gazları ve bunun gibi bir çok şey kapitalist sistemden, onun yalnızca daha çok para ve mal benim olsun diyen sisteminin çarpıklığından kaynaklanıyor.

Reset!: Aslında ben daha dar kapsamlı bir soru sormak istemiştim. Müziğin nasıl bir etkisi var ki bu sorunlara dikkat çekmek için daha çok müzik tercih ediliyor?

Murat: Müzik içinden bakarsak, müzik politikacıların toplayabileceği kalabalıktan çok daha fazlasını topluyor. Çok daha yaygın, çok daha güçlü…

Reset!: Belki daha ilksel hislere hitap ediyor, daha fazla heyecanlandırabiliyor…

Murat: Tabi.. İnsanlığa daha çok hitap edebiliyor.

Levent: Bir de dil bariyerini ortadan kaldırıyor. Mesela şöyle bir söz vardır; “Konuşmak ve dil iletişimin en kötü halidir” derler. Yani sen konuşarak aslında anlatmak istediğinin yüzde yirmisini falan anlatabiliyorsun, analaşamıyorsun aslında konuşurken. Konuşmak, kelimeler, söz iletişim için en kötü formüllerden biri. Belki bu zamanla iyileşecek, insanların beyinlerini kullanması ile bir takım telepatik şeyler olacak, gelişecek. Ama tabi bunlar daha ileride olacak şeyler. Buna en yakın şey bence şu anda müzik. Biz mesela Avrupa’da daha çok çalıyoruz malesef, pek istediğimiz bir şey değil ama…

Reset!: Müzik insanları bir araya toplayabiliyor…

Levent: İnsanları bir araya getirip, bir şekilde anlaştığımızı düşünüyorum, bir iletişim sağlanıyor. Müziğin gücü burada işte…

Murat: Dil engeli olsa da…

Levent: Evet, dil engeli olsa da, müziğin telepatik bir gücü var. Müziğin gücü bu işte!

Reset!: Peki umudunuz var mı bir şeylerin değişebileceğine dair ya da küresel ısınmaya karşı müzik ile bir farkındalık oluşturulabileceğine dair?

Levent: Ben umutsuzum!

Reset!: Umutlu olabilmeniz için ne olması gerekir?

Levent: Çok geç kalındı bence. Bu yapılan şeylerin elli yıl önce yapılması gerekiyordu, hem hükümet bazında hem de bireysel bazda. Doğa öyle bir şey ki onu bir kere bozduğunuz zaman hemen düzeltemiyorsunuz.

Eylem: Doğanın kendini yenileme gücü var ama…

Levent: Var, ama bir insan hayatının görebileceği bir tarih sürecinde olabilecek bir şey değil. Devreler var biliyorsunuz, şu anda güneşin yavaş yavaş hareketlenmeye başladığı devrelere giriyoruz. Bunun dışında bir de ozon’u bozmuş durumdayız, güneşteki patlamalar ve dünyaya gönderilen enerjilerin artacağı bir çağa girmeye başladık. Bir de bunun üstüne biz dünyanın kalkanlarını berbat ettiğimiz için ben pek umutlu değilim. Çok geç kalınmış görüyorum.

Reset!: Yani çözümsüz mü görüyorsunuz?

Levent: Çok geç kalınmış olduğunu düşünüyorum. Demin de dedim ya, “Evet; bir şeyler olmaya başladı ama çok yavaş ilerliyor bu bilinçlenme”. Hala Kyoto protokolü tartışılıyor; imzalayacaksın, imzalamayacaksın…Bu arada bütün kloroflorokarbonları durdursan da bunun etkisi elli yıl devam edecek ki şu anda hiçbir şey durdurulmadı yani… Amerika Kyoto protokolünü imzalamadı deniyor ama bir de Çin var. Herkes günah keçisi olarak Amerika’yı göstererek kaçıyor bir şeylerden. Bugün koskoca bir Çin var ve hala kömür kullanıyor ve inatla kullanacağım diyor. Kyoto’ya imza atacak belki ama Çin demokratik bir ülke değil bir kere sen bunu kontrol edemeyeceksin ki… Nasıl kontrol edeceksin, ne yapabilirsin? Diyecek ki “Ben bunu imzalıyorum ama yapmıyorum”. Yaptırım gücün var mı, koskoca bir buçuk milyar insana ne yaptıracaksın? O yüzden ben pek umutlu değilim bu konularda. Tabi bir şeyler yapmak gerekiyor, etkinlikler yapmak, bilinçlendirmek gerekiyor. Ama artık ok yaydan çıktı bir kere…

Eylem: Dünyanın bu halinin müziğinize yansıması ne olacak? Siz daha mizah yüklü bir müzik yaptığınızı söylüyorsunuz, insanları neşelendirmek, dans ettirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Dünya böyle bir tehdit altındayken sizin müziğinizde tehdit altında olmuyor mu bu durumda?

Levent: Oluyor tabi ama gemi batacaksa eğlenelim yani… Ağlamanın bir anlamı yok gemi batıyorsa batarken de gülerek batalım, ağlayarak da batabilirsin bu senin seçimin. Ama biz eğlenerek batmayı tercih ediyoruz.

Eylem: Bu son albümünüzde halk müziğinden faydalandığınızı söylüyorsunuz ama gayet rock and roll bir albüm oldu diyorsunuz. Nasıl bir albüm oldu, diğer albümlerden farkı nedir?

Levent: Bir kere daha az konuk aldık hatta hiç konuk almadık. Ruhani Oyun Havaları’nda ve Duble Oryantal’de daha çok konuk vardı, daha konuk ağırlıklı albümlerdi. Bu albümde bir tek Brenna vardı, o da bir parçada söylüyor. Onun dışında biz bizeydik; Murat, ben ve Coşar. Kökler albümün ismi, bir başa dönüş var. Mesela Baba Zula’nın ilk albümü de böyledir, üç kişi vardır başka hiç kimse yoktur. Enstrümanlar da öyle saz, kaşık, def, bendir ve üç kişinin çıkardığı bir sound. Bir de yani şöyle bir şey var, müzik piyasasında bir takım formatlar var; parçalar üç buçuk dört dakika olacak, illa söz olacak, işte güzel insanlar bunları söyleyecek falan filan gibi… Biz biraz da bunu kırmak için daha kısa parçalara yer verdik; bir buçuk iki dakikalık parçalar daha yoğunluklu. Mesela enstrümantal parçaların önemi tamamen unutulmuş durumda. Her parça sözlü olacak, diye bir tavır var. Biz buna da karşıyız. Müziği bir takım formatlara sokamazsınız. Müzik yirmi dört saat de olur, otuz saniye de olur. Müziğin gücü orada zaten. Onun için albümde bir çok sözsüz parça var, kısa parçalar var. Ve köklere dönüş var aslında, beslendiğimiz kaynaklara yönelmek. Bunu hiçbir zaman bırakmadık ama bu albümde daha yoğun hissediliyor. Bu önemli bir şey. Yoğun bir bombardıman altındayız, çünkü Batı emperyalizmi kültürel olarak geliyor ve baskın çıkmaya başladı. Biz de diyoruz ki “Hayır! Bizim köklerimiz gayet kuvvetli ve bu fırtınaya da dayanabilecek güçteyiz, Batı emperyalizminin baskısına”. Bu yüzden de dik duran bir albüm oldu.

Volkan: Peki bizim yaptığımız etkinliğe nasıl bakıyorsunuz? “Farkında mısınız kuruyoruz” adı altında insanları kuraklığın bir afet olduğu ve bu afetin de ülkemizi tehdit ettiğinin farkına varmalarını sağlayan bir etkinlik… Bütün konuştuklarımız ekseninde bu etkinliğin sizce faydası olur mu, olursa nasıl bir faydası olur? İnsanlar buna niye katılmalı?

Levent: Eğer bu sene bu kadar kurak geçmeseydi hiçbir faydası olmayacaktı. Millet gelecekti eğlenecekti; “gençler ne güzel iyi şeyler yapmış” diyip, ondan sonra herkes arabasına yıkamaya, havuzunu doldurmaya devam edecekti. Ama bu sene kurak geçtiği için insanlar bir kendilerine geldiler, bu önemli bir şey tabi. Umarım bundan sonraki yıllar da böyle kurak geçer de insanlar uyanmaya başlarlar. Ama mevsimler ve tabiat öyle bir şey ki belki de bundan sonraki sene çok yağmurlu, çok karlı ya da selli geçebilir. O zaman her şey unutulup gidecektir. Sizin gibi insanların bu tür etkinlikleri daha fazla yapması bunu engelleyecektir, yağmurlu mevsimde de bu olursa ve bu etkinlikler artarsa bu insanların unutkanlıkları ortadan kalkacak ve bir şekilde düşünmeleri sağlanabilecektir. O yüzden çok güzel bir şey keşke daha çok olsa, keşke Konya Ovası’nda da bu tür şeyler yapılabilse, keşke GAP’ın tuzlu toprakları üstünde de bu tür etkinlikler yapılabilse, yapılabilse…

Reset!: Aslında gücümüz olsa Live Earth gibi tüm kurak bölgelerde aynı anda etkinlikler düzenlemek isterdik…

Levent: Ne kadar güzel fikir… Belki de olur! Bu bir başlangıç, bu sene böyle oldu seneye dediğin şeyi yapabilirsin. Mesela Konya, GAP ve İstanbul’da ortak bir etkinlik bence çok daha güçlü ve etkili olacaktır.

Volkan: Bu etkinliği İstanbul Valiliğinin Afet Yönetim Merkezi destekliyor, bu konuda ciddi çaba gösteriyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Murat: Bu sevindirici bir şey gerçekten. Bunu köstekleyebilirlerdi ama en azından destekliyorlar. Desteklemeleri gerçekten önemli bir şey, bunun altının çizilmesi lazım. Mesela ben sevindim, valiliğin desteğini almanız hakikaten çok çok önemli bir şey. Biz umutsuz olsak da inançsız insanlar değiliz. Bir takım şeylere inanıyoruz. Bir Çin atasözü vardır: “Bir kelebeğin kanat çırpışı tüm dünyanın gidişatını değiştirebilir”. Hakikaten böyle. Sizin bu yaptığınız etkinliğin dalgaları binlerce yüzlerce şeyi değiştirebilir. İnsanların cesaretini kesinlikle kırmak istemiyoruz. Ama böyle şeyler olmalı, yayılmalı ve insanlar da buna inanmalı. Biz umutsuz olabiliriz ama böyle etkinliklere sonuna kadar inanıyoruz ve sonuna kadar da kesinlikle destekliyoruz. Bizim umutsuzluğumuz sizin gibi insanların azlığı ama az olsak da bunu yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü vazgeçtiğimiz zaman, o zaman gerçekten her şey bitmiş demektir. Belli bir bilinçlenme dönemine girmemiz lazım ve savaşmamız gerekiyor. Bunu da herkes kendi dalında yapacak. Siz böyle etkinlikler yapacaksınız, biz bunu müzikal olarak yapacağız. O zaman işte, “Niye Pırasa diye parça yapıyorsunuz?” diyecekler, “Niye Yavaş Orman diye parça yapıyorsunuz?” diyecekler. Ama olsun biz aldırmayacağız, yapacağız ve bir sinerji yaratacağız hep beraber. Geçtiğimiz yıllarda çok büyük hatalar yapıldı, bunlardan çok yavaş dönülüyor. İleride de büyük kayıplar olacak bence ama gelecekte de bu büyük kayıpların altından daha bilinçli insanlar çıkacak, diye düşünüyoruz. İnsanlığı büyük felaketler bekliyor bence. Ama o felaketler sonucunda bir takım şeyler olacak. Bu ısınma ve dünyanın başına gelen felaketlerin faydalı yönleri de var. Bu yönlerden bir tanesi, insanların bu dünyada yaşıyor olduklarının farkına varmaları. Afrika’nın açlık sorunu aslında bizim de sorunumuz. Ben her zaman söylüyorum uzaylıların ortaya çıkması gerekiyor. Uzaylılar ortaya çıksın ki insanlar şunu söylesin; “Biz dünyada yaşıyoruz!Bu dünya bizim dünyamız!”.

Reset!: İnsanların bu dünyanın hakimi olmadığının farkına varması lazım…

Murat: Evet!



Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>

 

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010