Mysterious Skin - Tenin Gizemi
Greg Araki filmleri genelde ülkemizde dağıtımı yapılmayan filmlerdendir. Zaten Amerikan Bağımsız Sineması’nın Türkiye'de festivaller dışında pek de bir gösterim imkanı yok. Bundan sıyrılmayı başaran az sayıda yönetmen (Gus van Sant mesela) bile zaman zaman filmlerini sinemalar yoluyla değil dvd raflarından tanıtıyor Türk izleyicisine ne yazık ki. Halihazırda sadece bir adet filmi ülkemizde dağıtıma geçmiş olan ama diğer filmleri her daim İstanbul Film Festivali'nde gösterilen-hatta yıllar önce toplu bir gösterim bile yapılmıştı yanılmıyorsam- Greg Araki'nin 24. İstanbul Film Festivali'nde gösterilmiş olan “Mysterios Skin” isimli filmi de bir istisna değil.
Araki, Amerikan bağımsız yönetmenlerden “new queer cinema” ekolünün öncüleri arasında sayılan bir yönetmen. Konuları genellikle cinsellik ve eşcinsellik ekseninde dönen filmlerinde ergenlerin cinsellikleriyle nasıl başa çıktıklarını ele alıyor. Zaman zaman tahammülü zor olan, stres yüklü atmosferini ve konusunu sonuna dek kullanan filmler onun filmleri. “Totally F***ed Up” , “The Doom Generation” gibi filmlerin ardından stüdyo destekli “Splendour” geldiğinde Araki'nin de stüdyo ellerine düşen bağımsız sinemacılardan biri olacağından korkmuştuk. Araki'nin ülkemizde gösterime giren tek filmi olan “Splendour”, Araki gibi yapan bir romantik komediydi. Bu filmin hayal kırıklığı ile Araki'nin ismini çizmiştik ki Araki işte tam da gerektiği gibi bir filmle çıkageldi: Mysterious Skin.
Sömürülmeye çok açık ve çuvallanılması çok olası bir konuya eğiliyoruz filmle; pedofili. Kahramanlarımız birbirlerinden habersiz hayatlarını farklı şekillerde sürdüren iki delikanlı. İlk delikanlı okulun inek takımından denilebilecek bir görüntüsü olan Brian. Ne var ki çocukken ara sıra bayılma nöbetlerini takip eden hafıza kayıpları yaşamış. Çocukken yaşadığı bu deneyimlerini “alien experience” olarak nitelendiriyor. Kendi geçmişindeki bu “kaçırılma” hadisesini açıklayacak ipuçları peşinde koşuyor. İkinci gencimiz ise kendisini çok erken keşfetmiş bir eşcinsel. Ara sıra fahişelik de yaparak harçlığını çıkarıyor. Çocuk yaşta edindiği iki arkadaşı ile serserilik peşinde. Okuldayken küçükler ligindeki koçlarına tutuluyor ve ilk deneyimini de onunla yaşayıp kendi yaşıtlarından ve çocukluğundan ayrılıyor.
İki delikanlıyı takip ederek ilerliyor film ve de hikayelerini kesiştirip arayışlarını ortaklaştırdığında finali yapıyor Araki. Eski filmleri gibi delişmen değil belki; daha olgun, daha aklı başında anlatıyor hikayesini. Bunda elbet filmin konusunu bir romandan almasının da etkisi büyük, ancak istese gayet provokatif olabilecek bir yönetmenin, üstelik bıçak sırtı bir konuda bu denli dikkatli bir tavır takınması, sömürüye gitmemesi, Almodovar'ın benzer bir hikayeyi geri plana alan “La Mala Educación”u ile karşılaştırınca daha da rahat anlaşılıyor. Her ne kadar Almodovar olgunluk dönemine daha önce girse de, çocuk oyuncuların kullanıldığı sahneler, konunun anlatılması, hikayenin toparlanması gibi mevzularda Araki'nin çok daha yetkin olduğu gözden kaçmıyor. Taciz sahnelerinde çocuk oyuncuların sette yer almadığını bile iddia edebilirsiniz rahatlıkla; o derece dikkatli, özenli yani.
Filmin iki sahnesi ise izleyeni yerine çivileyecek denli sert; hatta Araki'den beklenecek ölçüde bir duygusal sertlik taşıyor (izleyip taş kesmek olası). İlk sahne AIDS üzerine bir kısa film sanki. Vermier'in “İnci Küpeli Kız” tablosu tanıklığında gelişen sahne, AIDS hastalarının modern bir cüzamlı olarak algılandığını gösteriyor. AIDS olduğu için herkesin yalnız bıraktığı adamın, sadece dokunulmak istemesi, ezikliği ve “oh yes, yes, yes make me happy” sözleri uzun süre hafızanızdan çıkmayacak cinsten. Ancak bu sahne filmden çok ayrı ve çok daha güçlü. Bu nedenle filmin bütünlüğünü bozuyor. Yine de böylesi dehşet dolu, içe oturan sahneleri uzun zamandır görmeyen gözler için bir ziyafet. İkinci sahne ise çocukluğunda yaşadığı taciz ve istismarı yanlış tanımlayıp cinsellik olarak algılamış olan gencimizin aslında olanla yüzleşmesini sağlayan sahne. Arabasına bindiği yabancı ile istemsiz bir yakınlaşmanın sonunda delikanlımız evine geri dönmeye ve gerçekleri paylaşmaya mecbur kalıyor.
Filmin elbet en büyük kozu Araki. Bu hikayeyi başkası perdeye taşısa nasıl olurdu, ne olurdu kestirmesi zor ancak Araki'nin sakin ve dikkatli kamerası, hikaye kurgusunu geriye dönüşlerle ve çift zamanlı ele alması filmi sinema açısından ayrıca keyifli hale getiriyor. Bu arada iki başrol oyuncusu Braddy Corbet (Haneke'nin amerikalı Funny Games'inde oynadı) ve özellikle J HYPERLINK ""oseph Gordon-Levitt'in insanı çarpan oyunculuklarını da alkışlamak gerekiyor; hele Gordon-Levitt bu filmden sonra nasıl ve neden patlamamış anlamlandırmak çok güç. Bir akşamüzeri izleyip kafa dağıtmaya yarayan filmlerden değil yani Mysterious Skin. Çok tehlikeli bir konuda, çok rahatsız edici bir şey izlemek isteyen olursa diye not düşelim; siz yine de Larry Clark'ın “Kids” filmiyle birlikte izlemeyin.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|