The Verve - Forth


Ezbere sistem, ezbere beyinler yetiştirir ya nihayetinde, bu sebepten hayatta en çok hoşumuza giden şeyler ezber bozan icraatlardır çoğunlukla. Kendi sınırlarımızı kıramadığımızdan; ya bir ekranın başında, ya bir kitabın sayfasında, ya da yolda giderken açtığımız kulaklarımızla başkalarının bu sınırları nasıl kırdığını seyreyleyerek şaşıradururuz günler geceler boyu, kendiliğimize bir demet farkındalık bulaştırırız…

Başka dünyalara açılan kapıların peşinden giderken kaybolan beyinlerinin izinden yapılan sürek avları ise genelde kendimizi boğuşlarımızın sevecenliğine göre sınırlanır. İnsan hayatının gerçekliklerini birçok yoldan görebilir veya bunlardan ölesiye bir içten pazarlıkla kaçabilir, fakat iç ses sonunda galip gelir her koşulda…

Kaç albüm çıkardığı veya kaç yılında kurulduğunu es geçersek ve ayrıyetten “hayat acı-tatlı bir senfonidir” nidalarının da mtv sakızı olmasını da bir kenara bırakırsak; 90’larda uyuşturucularla beynini yakan The Verve’ün Urban Hymns ile de bizim iç sesimize çalıştıran ocağı ateşlediğini söylemek gerekir başta.

Verve, Brit rock grupları muzırlıkları ve “poser”lıklarıyla dünyayı kasıp kavururken ortaya çıkan Urban Hmyns ile mainstream dinleyiciyi şoke etmenin ceremesini, durmak bilmeyen konser tempolarının öldürücü yorgunluğu ve 1999 yılında gelen dağılma kararıyla ödemişti.

Tanıyan herkesin Verve denildiği zaman suratında canlandırdığı imaj olan Rirhard Ascroft’un Verve’deki kadar coşkulu olmayan solo kariyeri, birkaç yıl önce yakalandığı kanser illetiyle beraber Verve’dekinin aksine oldukça gözden ırak geçse de; Life 8 şabalaklığı, Chris Martin çıyanının kendisine çektiği yağlar ve yine bir “Bitter Sweet Symphony” nidasıyla hatırlanır olmuştu. Bu olaydan bir sene kadar sonra üçüncü solo albümü “Keys to The World” de de eski Verve tınısına yakın bir şeyler kaydeden Ascroft bey yine de eski tadı veremiyordu malumunuz

Grubun diğer elemanları da boş durmamıştı bu dağılmadan sonra; grubun gitaristi olan Simon Tong The Good, The Bad & The Queen ve Blur bazlı yan projelerde, Nick McCabe de prodüktörlük işleriyle haşır neşirdi…

Fakat eski rock starların tekrardan birleşip, giderayak voleyi vurma çabalarından ziyade birlikte çalışmadıkları müddetçe akıllı uslu bir şey yapamayacaklarını fark ettiklerinden olsa gerek yeniden toplanmalarına şahit olduğumuz Verve amcaları, birkaç aydır internete sundukları mp3’lerle şöyle böyle hafiften dinlemiştik. Eski Verve tadına yakın şarkılar dönse de ortalarda yine de eski hallerine pek yakın oldukları söylenemezdi.

Fakat kulaklara derman maiyetinde Sit and Wonder’ı dinler dinlemez Urban Hymns saykodelikliği ve space rock etiketlerine karşılık gelebilecek klasik Verve tınılarını duyuverdik İlk şarkıdan aşk acısı babında tokadı basan Verve , bir süredir kulaklarımızda olan Love is Noise ile de 90’lar selektör yapmaktaydı. Rather Be ve Judas biraz kişiselliğinde boğulsa da, Numbness ve I See Houses’da bildiğimiz Verve gaza getiriciliğini barındırmakta.

Noise Epic’de ise adından hallice biraz gürültücü bir şarkı, albümün de en güzellerinden biri, Valium Skies’da baygın tavrıyla Richard’ın kankası olan Oasis çocukları havaları görünmekte ki, bunu da yaşlılıklarına verelim artık. Albümün en güzel icraatlarından biri olan final şarkısı olan Appalachian Springs’de albümü de bir üst seviyeye çeken icraatlardan biri olarak dikkat çekiyor. Ardından gelen bonus şarkılar Chic Dub ve bayadır listelerde dönmekte olan Mover da ortalamanın üstünde vuruculuğa sahip…

Sonuçta akılda birçok güzel anı bırakan Verve yıllardan sonra gelerek bunları hiç de kötü ve vasat olmayan bir yolla tazelemeyi başarmış bana göre, 90’larda esen gürleyen ve “ne oldum delisi” hallerinde dolaşmayan bu güzel insanların şarkılarını özleyenlere tavsiye edilir.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2008