Laura Marling - Alas I cannot Swim
1990 azizim 1990... 1990'da doğan bebekler bugün 18 yaşında. İngiltere semalarından Laura Marling de yeni jenerasyon çocuğu olarak dünyaya merhaba diyenlerden; ancak elbette bizi kaç yılında doğduğu değil kaç yaşında bizimle tanıştığı ilgilendiriyor: 16. Türkiye'min şirin çocukları ÖSS'de son beyin kıvrımlarını da düzleştiredursun, elalemin kızı tazecik yaşta dünyanın en profesyonel ekiplerinden biriyle çalışarak sevimliden öte bir folk albümü çıkarabiliyor.
Kıskançlık ve öfkeyle oturdum yazının başına; ama Alas I Cannot Swim şarkıları ardı ardına akışa geçince Laura jelibon sesiyle içimdeki kötücül tohumları bir bir patlatmaya başladı. Albümde İpek Ongun tandansı yakalamış bir genç kızın gizli defteri örnekleri yoğun olmakla beraber arada bir Avril Lavigne kıvamında "bad bad teenager" sözleri de mevcut. Laura'nın karnesi beşlerle dolu kütüphanecilik kolu lideri havası taşıdığı ve akşamları ödevini bitirdikten sonra gelen ballı süte asla hayır demeyen çocuk tiplemesinin başarılı örneklerinden olduğuna yemin edebilirim; ama aktif bir sevgili hayatı olduğu veya ailesine kafa tuttuğu da besbelli. Bunu her şarkısında dem vurduğu aşk acısından anlayabiliriz. Her şarkısı... Örneğin ergenlik mücadelesinin en çetin cephelerinden anne-baba mücadeleleriyle alakalı hislerini paylaştığı Tap At My Window'da tam bir Dawson's Creek hikayesi saklı. Laura'nın müstakbel platoniği bir akşam vakti kızın camına taş atıyor, içeri davet edilmeyi bekliyor ama bizim kız ona küs olduğundan kaale almıyor, çünkü artık başkasını seviyor. Buradan başka bir noktaya atlıyoruz; Laura annesine benzediği ve onun neler çevirdiğini harfi harfine bildiğini söyleyerek kadıncağızı suçluyor, ardından kalaylanma sırası babasına geliyor ve genç kız annesiyle ne zaman tartışsa babası susup oturduğu için onu da affetmiyor. Tıp jargonunda buna bir ad veriyoruz: gereksiz hormon patlaması! Ya da gün geliyor tıpkı Your Only Doll (Dora)'da olduğu gibi bir anda 30 yaşında her şeyi görüp geçiriş kadın taklidi yapıyor. "Yatakta kraliçeyim, bulunmaz bir nimetim, seksapellik akar damarlarımdan, hislerle de insanlıkla da olmaz işim" derken biz gözler açık vaziyette şoke pozisyonunda donuyoruz. Şarkının ilerleyen evrelerinde çocuğunun elinin tişörtünde gezdiğinden de bahseden genç assolistin en zehirli yanı ne biliyor musun okuyucu? Tüm bu sözleri alabildiğine yumuşak sesiyle "Daha dün annemizin..." söyler gibi şakıması... En fena örneği My Manic and I isimli tuhaf şarkısı. Burada öyle bir erkek arkadaş profili çiziyor ki sanırsın çocuk Laura'nın Eternal Sunshine of the Spotless Mind dünyasına düşmüş Amerikan Sapığı. Bir kere çocuk uyuyamıyor, uyuyamayınca sabahın dördünde kendini içkiye vuruyor, uyuşturucu kullanıyor, başka kızlarla haşır neşir oluyor ve bu arada nihilist haliyle saf Laura'ya yüzük takmaktan geri kalmıyor. Laura'da kalkmış "Seni kontrol edemiyorum, çünkü yeterince tanımıyorum. İşte bu yüzden hasta olduğunu düşünüyorum" deyip aradan iki dize geçince kimlik değiştirip "Manyağımla ben pek de mutluyduk" diye inliyor. Kızım sen manyak mısın? Niye iki gün önce tanıştığın adama yüzük taktırıyorsun? Bak yine mahallenin namus bekçisi moduna geçtim...
Bir de kötümserliğin dibine vurmuş Müslüm Gürses şarkıları var tabii. Mesela Ghosts, mesela Night Terror, mesela Shine veya Failure... Bunlar dozu düşük kalp sancılarından veya adaletsiz hayattan muzdarip insancıkların hayatlarını anlatıyor. Mesela Ghosts'daki hikâye çok alımlı başlıyor, adamın biri bardaki kızın yanına oturup şapkasını çıkararak onu selamlıyor ve önüne bir sürü fotoğraf dökerek "Bunlar seninle tanışmadan önce kalbimi kıran hayaletler" diyor. Ay ne tatlı di miii! Evet maalesef Closer gibi seyreden hikâyesiyle bu adam dediğimiz varlık 19 yaşında çıkıyor ve günler ilerledikçe kendine güvenini kaybedip ağlıyor ağlıyor, boş sandalyelere bakarak umudunu yitiriyor. Tuşe... Failure'a bakalım biraz da, bu hikâyemizde herkesin sevgilisi, dünya tatlısı, rock'n roll ünlüsü bir çocuk yaşama enerjisini kaybediyor ve her şeyini yitirip başarısız proje oluyor. Yine tuşe... Night Terror: Kâbuslarla uyanan bir sevgili ve onu yatıştırmaya çalışan beyaz kalpli Laura. Shine: Sevgilisi tarafından terk edilen ve çocuğun yüzünü unutmaya başlayan tertemiz Laura. Tuşe tuşe tuşe! Umarım genç kız tüm albümde tek bir erkekten bahsediyordur; yoksa ilerde evinden çok doktoruna uğrayacağı kesin... Umudumuz tüm hikâyelerin uydurma olması. Mahalle bekçisi modu hala açık.
Evet, ca’nım okuyucu; dalgamızı geçtik, tostumuzu yedik, artık bu "Eyvah yüzemiyorum!" albümünden sonra Laura Marling'in yüzmeyi yavaş yavaş öğrendiği ve Joni Mitchell sesiyle folk müziği aynı bırakıp sözlerini geliştirdiği albümü bekliyoruz. Hadi Laura, bir kulaç daha...

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|