Animasyon Dünyası: Nerden Nereye…
Madagaskar’ın (Madagascar: Escape 2 Africa) ve Buz Devri’nin (Ice Age 3’ten bahsediyorum) devam filmlerinin geleceğini duyduğumda, bu dosyanın hazırlanması gerektiğine karar verdim. Çünkü 1800’lü yılların ilk yarısından bu yana akıllara durgunluk verecek bir gelişme gösteren animasyon teknolojisi, televizyonların çocukları eğlendirmek için sabah saatlerinde gösterdikleri kısa çizgi filmleri aşalı çok oluyor.
Günümüz sinema filmlerinin, Thomas Edison’ın 1890’larda icat ettiği Kinetoscope ile başladığını bilmeyen yoktur herhalde (Açık söylemek gerekirse ben yazıyı hazırlamaya başladığımda öğrendim). Tarihten başladım ama korkmayın çizgi film kadar eğlenceli bir icadın tarihinden bahsederek süper sıkıcı bir yazı hazırlamayacağım. Çizgi film tarihinde Edison’un Kinetoscope’u ve insanların çalışmaları sonucunda “Eğitimli Dinozor’lu, Felix’li geçen uzun bir dönem bulunuyor. 1920’li yıllarda hepimizin bildiği Walt ve Roy Disney kardeşlerin kendi çizgi film stüdyolarını kurmaları tarihin önemli adımlarından birisi olmuş. Çünkü bu kuruluşun çalışmaları sonucu ortaya çıkan STEAMBOAT WILLIE, Mickey’i dünya çapında ünlü bir karakter yaparken Disney’i de daha çok karakter yaratmaya itmiş. İnsanlar, çizgi film sektöründe para olduğunu fark etmiş. Tamam, onlar milyoner olmak için bu işi yaptı ama sonuçta çocukluğumuzun TV başında geçen saatlerinde bizi eğlendiren karakterlerin ortaya çıkmasını sağladılar. Her zaman kemiğinin tadını çıkartan Pluto, denizci kıyafeti ile dolaşmaktan sıkılmayan Donald Duck, kızların sevgilisi Betty Boop ve Porky Pig gibi karakterler hep bu dönemde ortaya çıkmış.
Taksim’de yer alan restoranlara isim babası olduğunu düşündüğüm Bambi, sinirli karakteri ile öne çıkan Yosemite Sam ve uslanmaz bir romantik olan Pepe Le Pew(Harika kokarca), Sarı kafalı Tweety, Tazmanya Canavarı ve dahası… O dönemin bütün karakterlerini ve boy gösterdikleri filmleri TV için çekilen kısa filmler olarak düşünmeyelim. Çünkü her karakter farklı ve uzun metrajlı film ile karşımıza çıkıyordu.
Gelelim biraz daha sonralara yani 1980’lere. Akla ilk gelen TRON için başlı başına ayrı bir yazı hazırlamak mümkün ama kısaca bahsetmek gerekirse; TRON sinema salonlarında gösterilen ve 3D modelleme olarak yakaladığı başarı ile animasyonların sinema için ne kadar önemli olacağını gösteren bir yapıttır. Daha sonraki yıllarda beyaz perde için çekilen çizgi filmler sinema salonlarına gelip giderken bir şey oldu ve gelişen bilgisayar teknolojisi ile uzun süren çalışmalar ilk üç boyutlu filmi bize sundu: Toy Story. Film o kadar başarılı olmuştu ki çok geçmeden seri haline gelen animasyon filmlerinin gösterime girmeye başladı. 2001 yılında Oscar törenlerinde “En iyi Animasyon” ödülü de dağıtılmaya başlayınca büyük stüdyolar 3 boyutlu animasyon konusunda patlamaya yaptılar.
Daha sonra ortaya bir takım karakterler çıkmaya başladı. Shrek bizlere iç güzelliğin önemini gösterirken, Nemo’da balıkların düşündüğümüz kadar sıkıcı bir hayata sahip olmadıklarını kanıtladı. Buz Çağı ise kendi filmini hak eden bir Sincap (ismi Scrat) ile eğlenceli dakikalar yaşattı (Sincap’ın kendi hayran kitlesi olduğuna inanıyorum).
Tabii bütün animasyonlar bu denli başarıyı tutturamadı. Arada Final Fantasy gibi sinema salonlarında başarılı olamayan yapıtlar da var. Bu film bu güne kadar yapılmış en iyi görünen filmlerden birsi olmasına rağmen, güzel bir senaryo ile desteklenmediği için başarısız oldu (Ben sevmiştim o ayrı). Final Fantasy gibi gerçekçi bir diğer animasyon ise başarılı bir çocuk kitabından esinlenerek çekilen, seslendirme konusunda kendisini aşıp insanüstü bir varlık haline gelen Tom Hanks ve Oscar sahibi yönetmen Robert Zemeckis‘in bir araya gelerek oluşturduğu (buradan yapımda emeği geçen diğer insanları da tebrik ediyoruz) Polar Express’tir. Film bugüne kadar hiç denenmemiş üç boyutlu modelleme yöntemi ile animasyon dünyasına yenilik kattı. Geçen sene vizyona giren ünlü hikaye Beuwolf’da da aynı teknoloji vardı. Angelina Jolie gayet gerçekçi görünüyordu desem kimse karşı çıkmaz sanırım.
Eğlenceli Robotlar, vahşi hayvanlar özellikle de organize penguenler, konuşan ve insani hislere sahip arabalar (Özellikle İtalyan forklift) hayatımıza girip çıkmaya devam ediyor. Şimdiden Buz Devri 3’de ki sincap bu sefer ne yapacak diye merak ediyoruz. En duygusal animasyonda bile bizi kahkahalara boğacak bir ya da birkaç karakter bulunuyor. Bu arada tabii ki bütün animasyonlar Avrupa ya da Hollywood’dan doğup bize gelmiyor. Asya sinemasının ortaya çıkarttığı harika çizimler ve animasyonlar var. Onlar kendi hayran kitlesi ile konuları ve teknikleri ile kesinlikle farklı bir dosya konusu olabilir ama ne yazık ki henüz sadece !F İstanbul gibi festivallerde kendilerine yer bulabiliyorlar. Bunun dışında DVD olarak edinip evimizde izlememiz gerekiyor.
Sonuç olarak animasyonlar bize tuzak kurdu desek çok mu paranoyak davranmış oluruz? Kardeşlerimizi, çocuklarımızı (ilk 3d animasyonlar çıktığında ben zaten çocuktum, bu durumda ben götürülen taraftım) götürdüğümüz animasyonlar bizim çocuksu yanlarımızı ortaya çıkartmakla kalmadı, bizleri bu hislere alıştırdı. Mazeret olarak kullandığımız çocuklar, kardeşler büyüdü ama animasyonları izlemek için sinema salonlarına gitmekten vazgeçemiyoruz. Demek ki adamlar ortaya güzel bir şeyler çıkartıyorlar.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>> |