Vahit Tansoy Röportajı
Vahit Tansoy, 1986 yılından beri her yıl İstanbul Film Festivali’ne gelen ve iki hafta boyunca günde 4-5 film ortalamayla her yıl 70’in üzerinde film seyreden, tam anlamıyla bir sinefil. İksv 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde, Dünya’da ilk olarak kendisine “Ömür Boyu Bilet” armağanı verilince birden tüm ilgiyi üstüne çekti. Biz de ödülüyle birlikte geçirdiği ilk festivalinden sonra onunla, sinema ve sinemanın onun hayatındaki yeri üzerine ufak bir söyleyişi yaptık.
Reset: Merhaba Vahit Bey, nasılsınız?
Vahit Tansoy: Teşekkürler, iyiyim siz?
R: Çok iyiyim ve ayrıca sizinle röportaj yapma fırsatını bulduğum içinde çok memnunum.
V.T: Ben de öyle.
R: Öncelikle klasik bir soru ile başlayalım: Her ne kadar Türk sineması camiasında tanınan bir sima olsanız da, sizi bilmeyen okuyucularımız için kendinizi tanıtabilir misiniz? Vahit Tansoy'un hayatı nasıldır? Sinema izlemek dışında neler yapar ve sinemanın hayatındaki yeri nedir?
V.T: Konya doğumluyum. Gençliğim İstanbul'da geçti. 20 senedir de Antalya'da yaşıyorum. Amatör olarak yerel bir dergide köşe yazarlığı yapıyorum. Hayatım eskiden çok daha renkliydi. Son zamanlarda ise daha kısıtlı bir hayat yaşıyorum ki bu da benim seçimim. Tüm hayatımı sinema kapladığı için, sinema benim hayatım demektir. Tüm her şeyimi onun üzerine kurdum. Çok güzel bir söz vardır: "Yoksulun tek limanı sanattır." diye. Çok doğru bir söz ama ben yoksul değilim, sinema sayesinde hayatım çok zengin geçiyor.
R: Belli ki hayatınızı sinema üzerine kurmuşsunuz ve hayatınızı zenginleştiren şeyin sinema olduğunu söylüyorsunuz...Peki Türk Sineması hakkında düşünceleriniz neler? Sizi heyecanlandıran sinemanın içinde Türkiye'de yapılan filmlerin de yeri var mı?
V.T: Türk sinemasını elimden geldiği kadar takip ediyorum ama değişen bir şey yok. Halâ kendi içinde çabalıyor. Elle tutulacak o kadar az film ve yönetmen çıkıyor ki! Bundan dolayı üzgünüm. Şu an yapılan filmler televizyon dizilerinin devamı niteliğinde ve yapay geliyor. Oyuncu konusunda da dertliyiz. Çok iyi oyuncu artık çıkmıyor artık. Kendini yenileyen ve aşan oyuncu yok maalesef. Türk sineması kurtulur mu derseniz çok zor.
R: Ama bir yandan da dünyanın önde gelen festivallerinden önemli ödüller alıyoruz. Türk Sineması’nın son 3 yılına baktığımızda, Avrupa’daki festivallere giden film sayımızda büyük artış var. En önemlisi de elimiz boş dönmüyoruz. En bariz ve son örnek ise Nuri Bilge Ceylan'nın, Cannes'te "3 Maymun" filmi ile aldığı en iyi yönetmen ödülü. Şimdiki zamana bakarsak Özcan Alper’in “Sonbahar” filmi ve Derviş Zaim’in son filmi “Nokta”, Montreal Film Festivali’ne kabul edildi. Bu yıl Venedik Film Festivali’nde, Altın Aslan için yarışan iki filmimiz var. Biri Semih Kaplanoğlu’nun “Süt” filmi, diğeri Selim Evci’nin “İki Çizgi” filmi. Bunların sinemamız adına sevindirici haberler değil mi? Bundan üç-dört yıl öncesine baktığımızda sinemamız yurtdışına bu kadar açılamıyordu. Genel olarak bakıldığında bir ilerleme söz konusu ve önümüzdeki yıllar içinde ümit vaat eden bir tablo var karşımızda.
V.T: Yurtdışında yarışmaya katılmak ilerleme adına sevindirici değil ki bence. Ve herkes Nuri Bilge Ceylan değil. Tamam…Türk Sineması’nda Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem ve Ahmet Uluçay gibi iyi ve kaliteli yönetmenlerimiz var. Ama bu isimler sinemamızı kurtaramayacak. Bizim neden yeterli güzellikte senaryomuz yok? Yazma yeteneği olan çok az insanımız var. Klişe konularla film çekiliyor ve yönetmenlerimiz dikkatli değil. Ayrıca Semih Kaplanoğlu hiç de iyi bir yönetmen değil.
R: Meleğin Düşüşü ve Yumurta filmlerini beğenmediğiniz mi? Mesela bence Yumurta iyi bir filmdi.
V.T: Hiç biri beş para etmezdi. Hele Meleğin Düşüşü…offf yani!
R: Peki Türkiye’de düzenlenen festivallerden hangilerini takip ediyorsunuz? Hangilerine gitme fırsatı buluyorsunuz?
V.T: İstanbul Film Festivali ve Antalya Film Festivali’ni takip ediyorum.
R: 2 sene önce İstanbul Film Festivali’nde sizin için tasarlanan ve de Dünya üzerinde ilk defa verilen bir ödüle layık görüldünüz.: “Ömür Boyu Bilet Armağanı”. Bu ödülün size göre anlamı nedir? Aldıktan sonra neler hissettiniz?
V.T: Bu ödül benim 18 yıl boyunca verdiğim zorlukların karşılığı olan bir ödüldü ve her zaman hak ettiğimi düşünürüm. Çünkü çok zor bir 18 yıldı… Ödülü almak beni çok mutlu etti. O anı her zaman tekrar tekrar yaşarım ödülüme bakınca. Şöyle düşünüyorum: O ödülde, aç geçen gündüzler ve geceler var. Tüm yıl biriktirmeye çalıştığım para var. İstediğim şeyleri alamamanın üzüntüsü var.
R: Sinema gerçekten maddiyat olarak yer yer insanı zorlayabiliyor. Hele sizin gibi Antalya’dan veya başka şehirlerden festivallere gelen sinemaseverler için maddiyat çok önemli bir mesele haline geliyor. Ama internetin yaygınlaştığı bir devirdeyiz artık. Filmlerin internetten indirilmesine ve kopya dvdlerin neredeyse yasal gibi, rahatlıkla satılmasına nasıl bakıyorsunuz?
V.T: Türkiye’de birçok sanat filmi satışa çıkmıyor, çıksa da maalesef sansürlü olarak çıkıyor. Bu yüzden korsana çok üzgün olarak “evet” diyorum.. Ama devletin suçu olduğunu da düşünüyorum: “Sansüre Hayır!”
R: Sansür, filmlere bir nevi sınır koymak anlamında. Yani siz filmlerdeki "sınırlara" karşı çıkıyorsunuz?
V.T: Şu anda düşüncelerim dahi karşı çıkmak anlamında benim için. Ben sınırsız yaşıyorum hayatı.
R: Sinemanın da hayat gibi sınırsız olması gerektiğini düşünüyorsunuz?
V.T: Aynen.
R: Tekrar festivallere dönersek… En son yapılan, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali hakkında düşünceleriniz neler? Bu yıl nasıl geçti sizin adınıza? Kaç film izlediniz ve favorileriniz nelerdi? Eğer varsa ilginç bir anınızı da dinlemek isteriz.
V.T.: Son film festivali benim için çok iyi bir festival değildi. Birçok filmden hayal kırıklığı ile ayrıldım veya yarıda çıktım. Kaç film izlediğimi şu an net olarak hatırlamıyorum. İlginç bir an olarak ise beni benden iyi tanıyan biri ile karşılaşmam oldu. Adı Burak’tı ve geleceğin sinefili.
R: Ben de tam bir filmin yarısında çıkıp çıkmadığınızı merak ediyordum. Sanırım 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde bol bol çıktınız?
V.T: Evet. Ben eğer filmi beğenmezsem sonuna kadar beklemem ve çıkarım.
R: Ekim yaklaşıyor, önümüzde Antalya Altın Portakal Film Festivali var. Beklentileriniz neler? Sizce bizi nasıl bir festival bekliyor?
V.T: Bence her şey çok güzel olacak. Son 4 senedir gerçekten güzel bir festival izliyoruz. Gelen filmler, oyuncular ve yönetmenler açısından doyurucu bir festival bizi bekliyor
R: Türkiye’deki festival izleyicisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
V.T: Festival izleyicisi her geçen sene çoğalıyor ama eksiklerinin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Sinemayı veya yönetmeni tanımadan filme geliyorlar ve sonucunda kırıcı eleştiriler yapıyorlar. Gündüz seanslarının ucuz oluşu öğrenci ve genç izleyiciyi sinemaya çekiyor. Bu da sevindirici bir gelişme.
R: Peki sizce zaman geçtikçe, izleyici kalitesi düşüyor mu artıyor mu?
V.T: Düşüyor.
R: Biraz da yönetmen sinemasından konuşalım. Yeni filmlerini heyecanla beklediğiniz, hoşlandığınız yönetmenler kimler?
V.T: Wong Kar Wai & Theo Angelopoulos & Samira Makbalhaf & Jean-Pierre Juenet & Tsai Ming Liang ve Chan Wook Park
R: Peki genel olarak uzak durduğunuz, stilinden kesinlikle hoşlanmadığınız bir yönetmen var mı?
V.T: Kim Ki Duk ve son dönemlerde Emir Kusturica.
R: Sanırım Emir Kusturica’nın son filmi “Bana Söz Ver”i (Zavet- Promise Me This) izledikten sonra böyle düşünmeye başladınız.
V.T: Evet!
R: Peki takip ettiğiniz bir ülke sineması var mı?
V.T: Benim için varsa yoksa Uzak Doğu sineması.
R: Uzak Doğu Sineması neden sizi bu kadar çekiyor?
V.T: Her şeyden önce iyi bir yönetim, bilinmeyen bir konu ve iyi bir oyunculuk.
R: Uzak Doğu Sineması’nda favori filmleriniz neler? Duyduğumuza göre “Aşk Zamanı” filmine büyük bir hayranlık besliyormuşsunuz?
V.T: Aşk Zamanı (In the Mood for Love), Elveda Sinema (Bu San), İhtiyar Delikanlı (Oldboy), Yalnız Yatmak İstemiyorum (Hei Yan Quan), Yaşasın Aşk (Vive L'Amour), Nehir (He Liu). Aşk Zamanı filmine gelince, o filmi anlatmaya zamanım yetmez ancak yaşanır o film her şeyiyle…
R: Benim aslında en merak ettiğim konu, sinemanın büyüsüne zaman ve nasıl kapıldığınız ve hatırlıyorsanız, sinemada izlediğiniz ilk filmin ne olduğu?
V.T: Sinema, ilk kendimi bildim bileli vardı. Bu yüzden eğitimimi tamamlayamadım. Hep okuldan kaçıp sinemaya giderdim, siyah-beyaz televizyonlar zamanında eski klasik filmleri izledim, onlara aşık oldum ve sinemanın içinde kendimi buldum. “Rüzgar Gibi Geçti” (Gone with the Wind) filmini izlediğim zaman, tamam benim hayatım sinema dedim. Her filmi izleyerek zamanla yönetmen sinemasını takip etmeye başladım, yönetmenleri tanıdım. Sinemada ilk izlediğim filmi ise hatırlamıyorum.
R: Minimalizmin sinemadaki yeri hakkında düşünceleriniz neler?
V.T: Minimalist sinemayı dünyaya Tarkovski tanıttı, sonradan da Ozu gibi yönetmenler takip etti. Türkiye’de çok yapmaya çalışan oldu ama hep ellerine bulaştırdılar. Sonuç olarak benim tarzım değil ama yine de denk gelirse izliyorum.
R: Ülkemizde Nuri Bilge Ceylan’ın yaptıkları gibi gibi başarılı örneklerine de şahit olduk?
V.T: İlk filmlerinde çok başarılıydı ama artık yapmıyor.
R: Sinemanın hayatınızda büyük yer kapladığını söylüyorsunuz. Peki hiç kamera arkasında olmayı düşündünüz mü?
V.T: Hayır düşünmedim.
R: Sinema için birçok fedakarlık yaptığınızı söylediniz. Peki buna dair uçuk bir anınız var mı?
V.T: “Ulis’in Bakışı” (Ulysses’ Gaze) filmi İstanbul’da Beyoğlu Sineması’nda oynuyordu ve bu film Antalya’ya gelmemişti. Çok sevdiğim bir yönetmen olan Theo Angelopoulos’un filmi gelmiş ve ben izleyemiyordum! Çok üzüldüm tabii. Sonra sadece gidiş – dönüş otobüs bileti aldım ve sabah İstanbul’a indim. Kıştı, karlı bir havaydı ve çok soğuktu. Film zamanına kadar St. Antuan Kilisesi’nde ısınarak film saatimi bekledim. Üç simit aldım, ikisini gündüz yedim, sonra filme girdim. Film çıkışı otobüs terminaline geldim simitimi yiyerek ve mutlu bir şekilde Antalya’ya geri döndüm. Bu anımı hiç unutmam.
R: Sanrım bu anınız sinemaya olan aşkınızın bariz bir kanıtı. Peki Reset okuyucularına ve sinemaseverlere son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
V.T: Sanatı sevelim, sinemayı ve sinemaları koruyalım. Destekle Beyoğlu Sineması ve diğer sinemalar kapanmasın..YAŞASIN SANAT YAŞASIN SİNEMA!


Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|