Gece Röportajı
Gece, Ankara üniversite günlerimde Salı geceleri Manhattan’da dinlediğim, her Ankara’lı grup gibi eninde sonunda soluğu İstanbul’da alan ve albümlerinin çıkmasının ardından İstanbul’da tekrar yollarımızın kesiştiği bir grup. Ankara günlerinden tanışıklığımız vardı fakat birkaç yıldır görüşmemiştik. Tesadüfen karşılaştık ve çok da iyi oldu; nitekim bir “catch up” yapıp hemen röportaj için gün kararlaştırdık. Zaten ilk klipleri “Aşık mıyız?” ile artık herkesin gruba aşina olmaya başladığına eminim. Ciddi bir fan kitleleri var fakat hiç duymamış olanları için grubu biraz tanıtalım: Gece, Can Baydar ve Eren Çilalioğlu’nun lise yıllarında başladıkları grup çalışmalarına 2000 yılında Gokce Balaban'ın dahil olmasıyla kuruldu ve 2004 yılında Erdem Başer'in katılımıyla son halini aldı. İlk albümlerini ise Stüdyo 18’de Kargo’dan tanıdığımız Koray Candemir’le kaydeden grupla, “yağmur yağdı yağacak” dediğimiz sıkıntılı bir yaz gününde, tam da bir arkadaş muhabbeti kıvamında güzel bir röportaj yaptık.
Reset: Türk rock piyasasına baktığımızda genelden daha farklı ve daha modern bir soundunuz var, bunu ortaya çıkarırken ne gibi tepkiler ve beklentiler içindeydiniz? Endişeleriniz nelerdi? Türk rock gruplarının arabesk gibi Türk öğeleri müziklerine kattığı (belki de zorunda kaldıkları) bir dönemde, Gece bunu yapmama riskini nasıl aldı? Ne bekliyordunuz, ne buldunuz?
Can: Aslında müzik yaparken önceden aramızda konuşup “şu tarz müzik yapalım” şeklinde karar verdiğimiz bir şey değil. Daha çok dördümüzün şu ana kadar büyürken dinlediğimiz müzikler ve sevdiğimiz şeyler ve aslında bir araya geldiğimizde ortaya çıkan müzik tarzımızı oluşturuyor. Biz yapmak istediğimiz müzik tazı üzerinde değil, daha çok besteler üzerine, şarkılar üzerine fikir yürüttük, yaptığımız müzik tarzı içgüdüsel olarak, biraz bizim kontrolümüz dışında ortaya çıkan bir şeydi.
Reset: Eski şarkılarınızı (Manhattan döneminden bildiğim kadarıyla) albümde farklılaşmış olarak karşımıza çıkıyor.Bunun nedeni sizin de müziğe zamanla değişen bakış açınız mı?
Erdem: Tabi. Müzik zevkleri zaman içinde değiştikçe şarkılar da çalarken değişime uğradı.Başka noktalara gittiler.
Reset:Koray Candemir'le olan tanışıklığınız nereden geliyor? Müziğinize bir prodüktör olarak ne gibi artılar katabildi?(bunu sormamızın nedeni Türkiye’de bu tarz müzikler için kaliteli prodüktör sayısının az olması).Kendisinin de müzisyen olmasının avantajlarını gördünüz mü?
Eren: Koray’la tanışıklığımız Manhattan dönemine denk geliyor. Bizim çaldığımız bir gün konserden sonra yanımıza gelmişlerdi, öyle tanıştık. Koray normalde prodüktör değil. Aslında başta prodüktörlük falan yapmayı düşünmüyordu, sadece bize destek oluyordu. Şarkılarımız dinleyip eleştirilerde bulunuyordu. Ondan sonra bir noktada kafasında bunu yapmak istediğine karar verdi.
Can: Koray aslında bizden çok daha heyecanlıydı. Bizim de istediğimiz bizimle çalışan kişinin bizim gibi o heyecanı taşımasıydı. Kendisinin de bir grubu olduğu için, bir grubun prodüksiyonu yapmak onun için de çok kolay oldu. Aslında o açıdan bizi çok rahat ettirdi. Bizi çok domine edip değiştirmeye çalışan biriyle çalışmak istemezdik. Aramızda zaten grup-prodüktör ilişkisinden çok abi-kardeş ilişkisi vardı. Bu açıdan biz de çok rahat ettik.
Reset: Şarkılarınızın oluşma aşamasından biraz bahsedebilir misiniz?
Erdem: Can genelde şarkıların ham halini evde yapıyor, kabasını o yapıyor biz ise işliyoruz. Stüdyoya girip bazen doğaçlama çalarak, bazen de üzerine oturup konuşup fikir yürüterek şarkıların son şeklini veriyoruz.
Reset: Albüm Lansmanı nasıldı? Herkes kendi için nasıl geçtiğini anlatsın.
Erdem: Eğlenceliydi ya, çok güzeldi.
Can: Evet çok güzeldi gerçekten.
Erdem: Bir sürü arkadaşımız geldi Ankara’dan tanıdığımız, bizi takip eden. Çok güzel bir kalabalık vardı, onun için biz de çok eğlendik, onlar da.
Can:Gerçekten çok eğlendik. Herkes çok sarhoş oldu.(gülüşmeler)
Reset: Evet anlatmıştın.
Can: Yani :).Gecenin sonunda herkes çok komikti. Zaten biz o gecenin çok samimi olmasını istedik ve oradaki herkesi bir şekilde bir yerlerden tanıyorduk ve onun için gerçekten çok eğlenceli geçti.
Reset: Studio Live’ı canlı performans için nasıl buldunuz?
Eren: Biz orada daha önce konser vermemiştik, teknik kısmını pek anlayamadık da, çalarken de o gece bir sıkıntı olmadı, güzeldi.
Erdem: Biz kayıtlar yüzünden zaten epeydir canlı çalmamış olduğumuz için, o gece canlı çalma heyecanıyla gittik ve çok çok güzeldi.
Reset: Masstival'i nasıl buldunuz? Biz çok şaşırdık sizi o festivalde görünce(line up’dan dolayı). Sahne deneyimi gibi profesyonel amaçlardan ötürü mü festivalde çıktınız?
Can: Masstival şu ana kadar herhalde bizim katıldığımız en profesyonel organizasyondu. Bizim için çok güzel bir deneyimdi ve zaten çok çalmak istediğimiz bir organizasyondu.Bu sene de denk gelince çaldık ve gerçekten çok güzeldi. Yine orada da sahnede çok fazla eğlendik. Zaten sahnedeyken nerede çaldığımızı unutuyoruz. Bizim için sahnede çok eğlenmemiz önemli, ne hissettiğimiz önemli. Dolayısıyla Masstival de çok eğlenceliydi, güzeldi.
Reset: Şu an Türkiye'de brit rock alanında iki grup var biri Sakin diğeri Gece gibi yorumlar duyuyoruz çevremizden.Hatta sizin için "Türkiye'nin Arctic Monkeys'i " diyen bile oldu. Bu yoruma ne dersiniz? Kendinizi bu müzik piyasasında nerede görüyorsunuz?
Eren: Başka şeyler de söylüyorlar. Ben bunu Türkiye’nin bir özelliği olarak görüyorum. İnsanlar devamlı birilerine benzetmek isteyeceklerdir.
Erdem: Tarzlarda benzerlikler oluyor, ritimsel veya enstrümental. İnsanlar da bunu duyunca, tarzın en önde gelen ismine benzetiyorlar.
Reset: Dinlediğiniz şeyler mi bu gruplar? Arctic Monkeys mesela?
Erdem: E tabi, dinlediğimiz gruplar bunlar. İster istemez müziğimize de yansıyordur bazı tınıları ama tabi bu tip şeyler albümü dinlemeden sadece bir ritim veya melodi duyarak söyleniyorsa bu yanlış bir şey…
Can: İnsanlar bu benzetmeyi bir grubu daha rahat algılamak için yapıyorlar aslında.
Erdem: Kendilerini yormuyorlar.
Can: Evet, kendilerini yormadan grubu öyle bir tanımlamanın içine sokmak daha kolay geliyor.
Reset: Yaptığınız müzik ticari olarak belki istenilen seviyeye ulaşamayabilir ancak kaliteli müzik dinleyicisi için yeterince doyurucu bir iş çıkardınız bizce. Türkiye’de değil de, yurtdışında yaşasaydınız eminim ‘NME’ de boy gösterirdiniz. Bir an için hiç "hadi gidip Londra’da yaşayalım" benzeri şeyler dediğiniz oluyor mu? Yani Türkiye’de müzik yapmaktan ne kadar memnunsunuz?
Can: Genel olarak bu albümü yaparken ne kadar popüler oluruz, ne kadar başarılı oluruz veya ne kadar satar gibi hiçbir şey düşünmeden yaptık. Çünkü ilk albüm süreci biraz da şöyle bir şey: Grup olarak sadece şarkılarınızı kaydedip yayınlamayı bunları insanlara sunmayı düşünüyorsunuz. Bu albüm tamamen dördümüzün mutluluğuydu ve tatmin olmamızdı. Ondan sonrası zaten sizin dışınızda gelişiyor. İnsanlar şarkılarınızı dinlemeye başlıyor, bir reaksiyon vermeye başlıyor. Bunlara bir noktaya kadar müdahale edebiliyorsunuz. Mesela albüm kapağını yapıyorsunuz, yaptığınız şeyi anlatmaya çalışıyorsunuz. Fakat ondan sonrasını insanların hayal gücüne bırakıyorsunuz; sonrası onların anlatılanları ne kadar paylaştığı ile ilgili bir şey. Dediğim gibi albümü yaparken hiç bunları düşünmedik. Türkçe şarkı yapmaktan zevk alıyoruz. Birkaç tane İngilizce şarkımız da var. Belki ileride İngilizce şarkılarımızı da çalmak isteyebiliriz.
Erdem: İlk etapta Türkiye’de bir şeyler başarmak çok daha motive edici bir durum olur bizim için.
Eren:Orası bambaşka bir dünya sonuçta. Yani tabi ki yurtdışına açılmak güzel olabilir ama önce daha küçük bir pazar olan Türkiye’de kendini kanıtlayıp, daha sonra oralara gitmek çok daha akıllıca.
Reset: Arctic Monkeys’i konuştuk. Peki Türkiye'den ve yurtdışından kimleri dinliyorsunuz bu ara?
Can: Rooney dinliyorum bu ara. İki tane klip şarkılarını dinledim.Onlar çok hoşuma gidiyor.
Erdem: Klaxons’ı çok seviyoruz son zamanlarda, Interpol’ü çok seviyoruz. Ben yerli gruplardan Replikas, DANdadaDAN çok seviyorum.
Gökçe: Billy Corgan’ın solo albümü çok güzel, onu çok seviyoruz.
Erdem: Evet Billy Corgan’ı çok seviyoruz. Radiohead’in son albümünü çok dinliyoruz.
Can: Strokes çok dinliyoruz.
Reset: Son zamanlarda mainstream piyasadan öte daha underground ortamlarda (peyote gibi) dikkat çeken, ülkemizdeki müzikal gelişimi neye bağlıyorsunuz? Aslında bu müzikal gelişim nicel olarak tatmin edici belki ama nitel olarak sizce nasıl? Peyote, Manhattan gibi mekanlar olmasaydı sizce siz ve size benzer gruplar şu an bu noktada olur muydunuz?
Erdem: Ben oralarda çalan grupları takip ediyorum. Biz Gece grubu olarak oralarda hiç çalmadık, yani Peyote gibi yerlerde. Artık müziğin biraz daha geniş kitlelere yayılması gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi de sadece bunun gibi underground mekanlarla sınırlı görmüyoruz zaten. Amacımız biraz daha bu tarz müziğe biraz daha uzak olan insanları cezp edebilmek müziğimizle.
Can: Ama mesela Peyote’nin böyle amatör yerli gruplara destek olma gibi bir durumu var mı?
Reset: Evet, öyle bir misyonu var.
Can: Kastettiğin orada çalmanın bir yerlere gelmek açısından katkısının ne olduğu ise…
Erdem: O anlamda tabi ki çok önemli.
Eren: Ama sadece orada çalmakla da bitmiyordur eminim. O sadece işin bir kısmı. Ama evet tabi ki çok yardımcı oluyordur eminim…
Erdem: Ama yani ne kadar? Bahsettiğimiz yerlerde İstanbul’da bir iki tane.
Eren: Ama sonuçta hiçbir şey olmasa şöyle bir yardımı oluyordur: İnsanlar bestelerini seviyorlar mı sevmiyorlar mı? Bu tepkiyi görmek açısından yardımcı oluyordur.
Can: Amatör gruplar için zaten bir sahnen olması, kendi yaptığın işi haftada bir kere veya ayda bir kere çıkıp bir yerde seyirci önünde performe edebilmesi tabi ki çok önemli bir şey grup için. Sahnede düzenli çalmak sizi çok eğiten bir şey.En iyi provayı zaten sahnede yapabiliyorsunuz.
Reset: Sizin için Manhattan mesela?
Can: Evet bizim için Manhattan öyle olmuştu. Bir sen boyunca aslında orada prova yaptık baktığın zaman.
Reset: Özlüyor musunuz Manhattan günlerini? Ben kendi adıma özlüyorum mesela. Bir dönem çok güzeldi Manhattan.
Can: Özlüyorum ben tabi. İlk bir sene çok güzeldi.
Erdem: Ama ben Manhattan’ı bu bahsettiğimiz yerlerle aynı kefeye sokamıyorum. Zaman zaman işletmelerine göre değişen bir politikası vardı tabi ama, Manhattan hiçbir zaman haftaiçi her gün amatör grupların çaldığı bir mekan olmamıştır. Onun için o gruba sokamayız ama Ankara’da da başka bir yer yok diyebiliriz.
Eren: Bizim Manhattan’da öyle bir şansımız oldu…
Erdem: Yani evet, yine bu formata en yakın mekan Ankara için oydu, çünkü sonuçta biz de bestelerimizi çalıyorduk.
Reset: Müzikten farklı bir konu olarak dergimizin de diğer bir çıkış noktası olan moda tabanlı bir soru geliyor. Bizim şu Türk grupları bir türlü imaj olayını yediremiyor müziğine.Oysa iyi bir imaj+müzik kombinesi çok daha fazla ilgi sebebi olabiliyor.Şimdi siz 4 yağız delikanlı olarak zaten üstünüze ne giyseniz yakışır fakat albüm fotolarına bakarken yurdum gruplarından çok daha farklı bir havanız var.Bu başarınızın sebebi nedir?Kendiniz mi seçtiniz bu imajı yoksa yardımcı olan birileri var mıydı?
Erdem: Sadece albüme kapak çekimlerinde stilistle çalıştık. Ama yine bizim giymeyi seçtiğimiz şeylerdi.
Eren: Yani evet stilistin sunduğu giysiler arasından günlük hayatımızda nasıl giyiniyorsak öyle seçtik.
Erdem: Yani evet, günlük hayatımızda nasıl giyiniyorsak öyle olmasına önem verdik.Ama tabi ki normalde herhangi biriyle çalışmıyoruz.
Reset: Çok teşekkür ediyoruz.
Gece: Biz teşekkür ederiz.


Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|