Binboamania - Travis & New Model Army & Mor Ve Ötesi & Sakin

- Travis konseri nasıldı?
- Eh yani, fena sayılmaz. Fazla kalabalık değildi, grup da sakin sakin çaldı. Bir yandan içki içip bir yandan sohbet ettik, arada sahnedekileri izledik...

Yukarıdaki diyalogun Türkiye'deki Travis konseriyle uzaktan yakından alakası olmadığını bildirmekten gurur duyarım.

Binboamania festivali kapsamında ülkemizi ziyaret eden ve uzun süredir Britanya müziğine hasret kalmış bünyeleri kıtlıktan çıkmışçasına sevindiren Travis, uzun süre kalplerden silinmeyecek bir konsere imza attı. Solist Fran Healy'nin "Tüm yolu yürüyerek geldiğimizden Türkiye'ye ulaşmamız on yıl sürdü, kusura bakmayın" diyerek başladığı konser, grubun Türkiye'deki ilk şovu olduğundan hit parçalar rüzgar gibi geldi geçti.

Uzunca bir konuşma metninin tam koptuğu noktada sahnede belirerek ilk şarkılarına başlayan grubun ne çaldığını açıkçası hatırlayamıyorum, o sırada maki boyum nedeniyle yüksekçe bir yere konuşlanmam gerektiğinden dolanıp duruyordum. Ancak ikinci şarkı Pipe Dreams'e geçildiği anda kendime gelerek bir sağa bir sola sallanmaya başladım. Bu şarkıyı anarken gruptan değil önlerde pankart açan kızdan bahsetmek istiyorum. "I'd pray to god if there was heaven, now heaven is in front of me" yazısıyla Pipe Dreams'e gönderme yapan ve hem grubu hem de izleyiciyi kocaman gülümseten genç kız umarım sahne arkasında Fran'le tanışma şansı bulmuştur.

Doğruyu söylemek gerekirse Travis, bence, Türk seyircisinin hayranlık seviyesini bu kadar yüksek çıtada beklemiyordu. Öyle ki her şarkıda daha bir coşan seyirci bir noktadan sünra müziğin sesini bastırarak gürlemeye başlayınca Healy şarkı sözlerini unuttu, Dougie Payne seyircilere kahkahalar atarak bakmaya başladı. Hele arada grup içinde öyle bakışmalar vardı ki "Biz buraya daha önce neden gelmedik ki?" sorusu yüzlerinden okunuyordu. Ya da benim okuma tarzım sübjektif, bilemiyorum. Tek bildiğim adamların ölesiye şaşkın ve mutlu gözüktükleri...

Konserden önce herkes Travis'in hababam son albümleri The Boy With No Name'den çalacağını düşünüyordu. Ama yanılmışız, gecenin yıldızı benim en bir çok sevdiğim albüm The Man Who oldu. Gerek herkesin bir ağızdan söylediği Driftwood olsun, gerek döne döne haykırdığımız Turn olsun, Wonderwall'a ve Kafka'ya üflediğimiz Writing To Reach You, naifliğin doruğuna çıktığımız As You Are, Travis konserlerinden alışkın olmadığımız Slide Show olsun dondurma tadındaydı her şey. Ama elbette asıl ilaç gibi gelen kısım benim için çok ayrı: Blue Flashing Light. Konserden önce yazdığım bir yazıda asla çalacaklarını beklemediğimi söylediğim ama içten içe dua ettiğim The Man Who'nun hidden track'i Blue Flashing Light, Travis'in alışılagelmiş tarzından çok farklıdır. Bir kere çok serttir, ikincisi güzel çocukların ağzından hiç duymadığımız küfürler tek bir seferde "you're a slut, you're a bitch, you're a whore" şeklinde haykırılır. Hiç beklemediğim bu sürpriz karşısında şarkıya kendimi fazlaca kaptırdığım için çevreye verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum.

The Man Who haricinde geceye damgasını vuran bir diğer albüm Travis'in yeni şaheseri olması gözüyle bakılan Ode To J. Smith'di. Eylül'de çıkacak bu albümden bizlere dört şarkı çalan grubun en akılda kalan şarkısı aynı zamanda çıkış parçası da olacak J. Smith oldu. Gitar distorsiyonlarıyla başlayan ve tüyleri diken diken eden bir gospel'la biten şarkının hikâyesini Healy "Belki biliyorsunuzdur; İngiltere'de en çok kullanılan isim J. Smith'dir. Telefon rehberlerinde yüzlerce J. Smith görürsünüz. Biz de isimsiz bu adamlara bir şarkı armağan edelim dedik" şeklinde özetlerken heyecanı belli oluyordu. Ben tam puan verdim, myspace'den bütün gün bu şarkıyı dinledim, siz de dinleyin.

Bütün bu şarkıların yanı sıra izleyicinin boğazını en çok yakan şarkılar Side, Sing, Selfish Jean ve Closer oldu. Öyle ki bir noktadan sonra Fran Healy şarkı söylemeyi bırakıp bizim sesimize kulak verdi. Closer'da tüm nakaratı yanımızdakine yaslanarak beraber söyledik, Love Will Come Through'da çakmaklar yakarak sağa sola sallandık, All I Want To Do Is Rock'da zıplayıp hopladık.

Konserin ardından henüz terimiz kurumamıştı ki Travis bis için geri döndü. Fran Healy elinde klasik gitarıyla mikrofon başına geçti, diğer grup üyeleri Fran'in arkasına dizildi ve grup birbirine sarılmış halde Flowers In The Window söyledi. Şimdi ben bu anı kesinlikle anlatamam canım okuyucu, imkânsız. Öyle bir andı ki herkesin yüzünde iri bir gülümseme, kiminin gözleri dolmuş, kimi sevgilisini kimi arkadaşlarını kucaklamış, herkes pencerelerdeki çiçekleri düşlüyor. Herkes ezbere söylüyor bu şarkıyı; herkes işini, ailesini, gelmişini geçmişini, tüm sıkıntılarını kenara atıp mutluluğun resmini çiziyor. Auralar masmavi, dinginlikten öleceğiz.

Ve işte tam bu sırada önce Slide Show başlıyor, ardından canımın içi Blue Flashing Light... Ve son şarkıya geçiliyor: Why Does It Always Rain On Me? Şarkı başlayınca önde bir grup insan rengârenk şemsiyelerini açıp şirinliğin dibine vuruyor. Herkes kollarını sonuna kadar açıp kaderine küfrederek gökyüzüne bağırıyor. Uzun zamandır dillere pelesenk olmuş ve artık klişeleştiğini düşündüğüm bu şarkıyı yeniden keşfediyorum, Travis'in varlığına şükrediyorum ve bu yıl izlediğim en etkileyici konser karşısında dilim tutulmuş biçimde gruba veda ediyorum.

Yakında görüşeceğimizi söylediler, umarım bir haftayı geçmez

 



Anasayfa>>
Olay Bölümü>>

 




Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010