M83 - Saturdays = Youth
2001’deki kendi ismini taşıyan debüsünde Nicolas Fromageau ile yola çıkan Anthony Gonzalez yani M83, asıl çıkışını gerçekleştirdiği 2003 tarihli “Dead Cities, Red Seas & Lost Ghosts” ile daha büyük kitlelere ulaşmıştı. Aslında çok fazla yenilik içermese de, farklı janrları iç içe geçirip, kendi karakterine ve en önemlisi de ruhuna sahip bir albüm çıkmıştı ortaya. 80’lerin synth pop’u, 90’ların başındaki shoegaze akımı hatta ve hatta saykodelik müzikten de yeterince etkilendiğini düşündüğüm bu albüm, tüm içeriğiyle her dinleyişinizde ruhunuzdaki boşlukları doldurmak için yaratılmıştı.
Aradan geçen süre içerisinde yoluna tek başına devam eden Gonzalez, 2005’te belki de tek kişi olmasından ötürü daha kişisel bir çalışma olan “Before The Dawn Heals Us”’ı çıkardı. Bir kuyrukluyıldızı takip ediyormuş hissi veren, bolca ambient’le döşenmiş bir yoldan ilerleyen çok özel bir albümdü bu. Bahsi geçen ambient yaklaşım Gonzalez’i öylesine içine çekmiş olmalıydı ki; 2005-2007 arasında Before The Dawn Heals Us’un turnesinde başlayan süreçle birlikte, ev ortamında kaydettiği çalışmalarını tam da “yoksa elini eteğini çekti mi?” sorusunu kendi kendime sormaya başlamışken, geçtiğimiz sene içerisinde Digital Shades Vol.1 adı altında yayınladı. O ana kadar yayınlanmış tüm M83 materyallerinden çok daha farklı olan bu çalışmayla beraber, 2008 içerisinde de yeni bir M83 albümü kaydedeceğini duyurdu Gonzalez. Açıkçası kendi dalında başarılı bir iş olsa da, Digital Shades Vol.1’ın ışığından gidecek bir çalışma gelmesinden korkuyordum. Neyse ki bekleyişin sonucunda korktuğum başıma gelmedi...
Janrları iç içe geçip, herhangi bir etiketle kısıtlandırılamayacak hale getiren adam Anthony Gonzalez’in evrilerek zamanla tek kişilik projesine dönüşen M83’ü, “Saturdays = Youth” albümü ile sizlere 2008’in zirve noktalarından birinden sesleniyor. Bu başarısında kendisine prodüksiyon aşamasında destek veren Sigur Ros, Cocteau Twins ile çalışmış olan Ken Thomas ve C.V.’sinde The Rapture, Tracey Thorn gibi isimleri barındıran Ewan Pearson’un payı çok büyük. Öyle ki, albüm şimdiye kadarki M83 topyekününden daha “büyük” bir sounda sahip. Bu “büyük” soundun özünde ise daha “pop” bir hale gelmiş olması yatıyor kuşkusuz. Aynı zamanda bütün M83 albümleri arasında en kolay dinlenebileni “Saturdays = Youth”. Prodüksiyon kalitesi haricinde bunu sağlayan en büyük etken, Los Angeles çıkışlı indie grubu The Romanovs’un vokali olan Morgan Kibby adlı bayanın albümdeki varlığı. Bu varlığın en büyük meyvesi ise M83’ün Dünya’daki en güzel 3 numaraları yapma geleneğini devam ettirdiğini düşündüren(selam olsun sana In The Cold I’m Standing) Skin Of The Night. Gonzalez ve Kibby’nin içiçe geçen vokallerine eşlik eden 80’ler synth’leri ve drum machine. Ortaya çıkan sonucun dinleyeni nereye götürebileceği o kişinin hayal gücünün sınırlarına kalmış.
Albümden çıkan ikinci single olan Graveyard Girl kendinden bile güzel klibiyle, M83’ün catchy single bayrağını Don’t Save Us From The Flames’in elinden alıyor. Kim And Jessie ise tiyatral synth’leriyle albümden çıkacak en büyük hit olacak belki de. Elde var bir adet M83 marşı daha. Ardından gelen ilk single Coloeurs, dans melodilerini baz almış, enstrümantal bir yaklaşım. Kibby’nin varlığını sürdürdüğü ikinci şarkı Up!’un albümün geneline göre tarz olarak biraz dışarıda kaldığını görebiliriz. Dark Moves Of Love albümün shoegaze’e sırtını en çok dayadığı anlardan oluşuyor. Sona sakladığım Highway Of Endless Dreams’i dinlerken lütfen doğru zamanı seçtiğinizden emin olun. Sonlara doğru davullar yükselirken aslında yükselen sesin kalp atışınız olduğunu fark edin ve sonunda derin bir nefes alın...
Gonzalez kataloğuna en devasal hamlesini girerken, iki kere ekmiş olduğu Türk dinleyicilerine kendini fazlasıyla affetirmiş oluyor. Yine de bir gün şafak bizi iyileştirmeden önce davranıp kanlı-canlı yaralar açsan buralarda bir yerlerde? Hiç fena olmazdı...

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|