Indie Insanından Electro Robotuna Dönüşmek

Indie çocuklarını hepimiz severiz. Kim sevmez ki? Hiç agresif olmayan, hafif zenginse; Cheap Monday yapışan kotun üstüne Fred Perry polosunu giyen, her gidilen konserde en önlerde görülen saçları düz, notları yüz olan insan modelidir. Last.fm’ e yıl boyunca girmediği 3 festival günü olan, internette yaşayan, başka müzik türlerine hiçbir şekilde açık olamayan bu güzide gençliğimize neler oluyor son yıllarda yahu?

Indie kahramanlarından esas oğlanımız Pete Doherty’ nin son zamanlarda tabloidlerde çıkmak dışında etliye sütlüye karışmaması, ticari indie’ nin kurucularından Bloc Party’ nin Flux gibi gay-bar şarkıları yazması ve Maximo Park ve The Rakes gibilerinin ikinci albümlerini öyle albüm olsun diye yapmasıyla başlayan indie camiasındaki boşluğu en güzel doldurabilecek akim nu-rave ve electro’ nun ortalığı galeyana getirmesidir, ki getirmişlerdir daha da getireceklerdir.

İlk başta hiç sevmedik bu hikayeyi ya da ben hiç sevmedim. Klaxons denen şerefsizlere domates, biber, patlıcan ve benzeri şeyler attık sahneden. Shitdisco’ nun gitarlarını kırasımız geldi. Datarock’ ı mahalleden abilerimize dövdürtmek istedik. Daha sonra mantığımız oturup, sinirimiz geçince daha doğrusu yeniliğe açılınca çok nefis yeni bir türün doğmakta olduğunu anladık. Biz anladıktan sonra H&M, Zara ve bunun benzeri bir sürü fast-food moda evi de anladı ve bir anda ortalık renk cümbüşüne, seksenlerde ablalarımızın giydiği tayt ya da daytlara, bel çantalarına ve zamanında ‘bak-bak-gül’ dediğimiz kıyafetlerle doldu taştı. En son indie patladığında yapışan kotlar, ince kravatlar nasıl patladıysa bu sene de neon renkler, bol t-shirtler, aksesuarlar ve 80’ leri çağrıştıran ne varsa ortalığı hüpletip gümletti.

Modadan sonra ise dans etme şeklimiz ve tükettiğimiz sıvılar değişti. Bir indie konserinde ne kadar dans edildiğini herhalde hepimiz biliyoruz: Yaklaşık 13 saniye falan kadardır! O da en ünlü şarkının koro yerindedir. Buna karşılık bir Justice setinde taaa tavana kadar vaporize olarak gitmiş olan terimizin geri damlayarak kafamıza düştüğüne 4 ayrı konser salonunda şahit oldum. Öncelikle indie konserlerinde tutulan alkış-tempo yasaktır. Alkış yerine Emre Belözoğlu’ nun kolu vardır. O kol havada gider gelir. Kafa ritmine gelince, indie konserlerinde olan Young Folks çalınca sağa sola giden kafa hareketi pek bir demode olup, eğer cool olmak istiyorsanız daha çok ‘One night at Roxbury’ deki araba sahnesini düşünseniz daha iyi edersiniz. Bar tüketimine gelince; yeni akımımızda alkol tüketimine çok yüklenilmese de içiliyorsa düzgün bir şeyler içilir. Paris’ in gülleri The Teenagers’ ın en sevdiği üç içecek:


1)Vodka-Redbull, 2)Vodka-Portakal, 3)Vodka-ne olursadır. Çıkaracağımız ders; biranın kesinlikle yasak olduğu, iki eliniz kanda bile olsa bir milyon pound gibi görünmemiz gerektiğidir. Bira kokan, İngiliz orta yaşlı insanların takıldığı indie gecelerinden sonra, electro çalan club’ lar bize bir ortaokul ögrencisinin en derin fantezilerine yollar yollar geri getirir.

Müziğe geri dönersek; aslında her şey ‘meydanı boş buldunuz takılın’ dan dolayı kaynaklandı. Meydanı boş bulan Klaxons, inanılmaz güzel bir şekilde yazılan synthesizer ritimleriyle 80’ lerin rave bass’ larını kaynaştırdılar. Üstüne de sos olarak indie’ den kalma gitar tınıları ve klasik Londra vokalleri kaldı. Ambalaj olarak ise tuhaf nu-rave modasını seçince başarı kaçınılmaz oldu. Indie insanlarının kulaklarına çok aykırı gelmeyen bir sounda sahip olmaları büyümelerine çok yardımcı oldu ve herkese ezberlettikleri elektronik cümbüşle indie’ den electro’ ya açılan kapıyı yerinden sokup Fransa’ ya attılar.

Daft Punk’ in on küsür senedir menajerliğini yapan Pedro adlı dünya çirkini arkadaşımız ki kendisi Busy P. olarak da tanınmaktadır; robot ikiliden biriktirdiği paraları kendi plak şirketine yatırdı ve şu anda dünyadaki en ateşli plak şirketi Ed Banger ortaya çıktı. Ed Banger’ ı ayrıcalıklı yapan zaten zengin ve stil sahibi insanlar tarafından kurulmuş olmasıydı. Bu durumda sadece ve sadece en iyi müzik seçilecek ve en iyi şekilde pazara sunulucaktı. İlk aşkımız Uffie oldu. Kulağımızı tırmalamayan tatlı tatlı giden electro sample’ ları ve ‘ara beni boya beni’ tarzındaki şarkı sözleri ile mainstream’ in gözdesi oldu. Türk gençlerinin de favorisi oldu. Türkiye’ de nasıl boyacı çocuklar hala Hülya Avşar yapıştırıyorlarsa boya kasalarına, Frengistanlılar da Uffie yapıştırıyor olacaklardır yıllar yılı. Tabi boyacı konsepti Fransa’ da varsa.

Köprü kesen kılıklı Busy P’ nin asıl bombası tabii ki de Parisli ikili Justice oldu. Xavier ve Gaspard adli utanç ikili 4 sene önce Paris’ te bir peynir partisinde Pedro’ yla tanışırlar ve o ünlü We Are Your Friends remixini dinletirler. Parti biter bitmez Pedro bu ikiliyi Ed Banger’ a imzalar. (Bu hikayeyi, hikaye kılan bu peynir partisidir. Peynir partisinin ne olduğunu öğrenmek için youtube’ da Busy P. Justice olarak aratın, gayet eğlenceli). İki saatte anlaşma imzalamak her baba yiğide has olmasa gerek, o yüzden harıl harıl çalışan ikili 2007’ nin başlarında çıkardıkları † albümü ile dünyayı kasıp kavurmuştur. Dünya üzerinde D.A.N.C.E’ in çalınmadığı bir club kalmamış, şarkıya dans etmeyen insanoğlu da olmamıştır diye düşünüyorum. Justice değişebilen indie çocuklarının yeni Libertines’ i olmayı bir nevi başarmıştır. So Me adli grafik tasarımcısına yaptırdıkları t-shirtler ebay’ de dana fiyatına satılmakta, giyenler cool’ lukta üst sıraları zorlamaktadır.

Electro’ nun bu kadar korkunç büyümesinin tabii ki başka sebepleri de var. Mesela fenomen haline gelmiş grup Death From Above 1979’ un dağılıp yine Justice’ in albümünden hemen önce MSTRKRFT olarak damar electro dönüşü... Avustralya’ nın yanaklarından öpülesi Presets’ inin ufkumuzu genişletmesi, Daft Punk’ ın İstanbul dahil olmak üzere bir dünya turuna çıkması ve yanına Justice, Sebastian, Kavinsky gibi yeniyetmeleri alıp sahne tozu yutturması, Belçika’ nin Goose ile şahlanıp Soulwax remixleri ile ağzımızı açık bırakması... Simian Mobile Disco, nasıl ‘Hustler’ olabileceğimiz hakkında dersler verirken, Boys Noize’ in annemize küfredip kart oynama teklifi yapması ve bunun gibi bir sürü club dolduracak sebepler mevcut.

Deliler gibi dans etmenin zamanı gelmişti artık ve bu son zamanlar gerçekten de kuduz gibi dans ettirdi bizleri. Pek duracağa da benzemiyor. Seneye çıkacak olan, Punks Jump Up, Sebastian, Teenagers, Presets, Whip ve saz arkadaşlarının albümleri yine bizi terletecek, yine sırtımızı indie’ ye çevirtecek, içimizi cız cız ettirecek.

Indie doğdum indie ölürüm huleayn diyenler ise yeni çıkacak muhtemel Franz Ferdinand ve The Strokes albümleriyle kendilerinden geçebilirler. Aldığım duyumlara göre onlar da electro’ nun karanlık tarafını keşfetmişler, o yüzden çok bir 2000 indie’ si beklemeyin. Bence H&M’ e gidip bir ‘It’s not over yet’ t-shirtü edinin ve Emre Belözoğlu hareketine yoğunlaşın, çok acayip bir sene sizi bekliyor.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010