Amy Winehouse - Back to Black

Skandallarıyla çarşaf misali haber köşemizi süsleyen Amy Winehouse' un albüm eleştirisini neden bugüne dek yazmadık?

a) Mutaassıp bir dergi olduğumuzdan Amy' nin hareketlerini tasvip etmedik.
b) Amy' den korktuk.
c) Amy' nin hapishanedeki kocasından korktuk.
d) Tembeldik.
e) Elektrikler kesikti, çalışamadık örtmenim.

Hangi şıkkı seçerseniz seçin bu yazı bahane kabul etmemekte. Amy Winehouse yılın en ihtişamlı albümüyle hepimize en gediklisinden müzik ziyafeti çekerken, bir yandan da kendisi illegal yollardan acı çekerken, bizim Back To Black' i değerlendirmek için bu kadar süre beklemiş olmamız bile mucize. Ama artık dayanamıyorum okuyucu; içimde biriken Back To Black aşkını bir noktada kusmak durumundayım. Ama arı gibi bal kusacağım, haberiniz olsun.

Amy Winehouse' un ikinci albümü Back To Black, ellilerden kalma pikabımıza babamızın en favori caz albümünü yerleştirmişiz gibi bir his yaratıyor; bir yandan funk ve blues' a göz kırparken diğer yandan içli bir pop albümüyle eşdeğer oluyor. Ancak bu müzikal tarz karmaşasında baskın çıkan öğe Amy' nin sesi olunca elbette alan razı dinleyen razı... Aslında Amy bahsettiğimiz bu güzel sesini yalnızca stüdyonun pofidik mikrofonları ve seçici geçirgen ses teknisyenleri ile sağlamakla ve dolayısıyla konserlerde sesini kullanamamakla, uyuşturucular nedeniyle günde kırk yumurta içip Bülent Ersoy misali dualarla sahneye çıksa da düzelemeyecek bir enkazdan öteye gidememekle suçlanıyor. Ancak bizi ilgilendirir mi? Amy Türkiye' ye gelmediği sürece, onu kendi habitatında izleyemeyecek olmamızdan ötürü yine elimizde albüm kalakalmıyor mu? O zaman ses konusunu çözülmüş biçimde kenara koyup albüm problemini çözmeye başlayabiliriz.


Back To Black, açılışından son notasına dek insanın tüylerini diken diken eden bir yalnızlık romanı. Amy uyuşturucudan olsun, terk edilmekten olsun, platonik takılmalarından olsun, ne sebepten olursa olsun hep yalnız... Bu yalnızlık yüzünden albümde hem kaplan gibi tırnaklarını çıkardığı hem de süt dökmüş kedi gibi mırıldandığı bir tarz hâkim. Örneğin albümün açılışını yapan ve aynı zamanda Amy' nin enternasyonel piyasada patlamasını sağlayan Rehab' de güçlü funk ritimleri üzerine oturtulmuş "Oh hayır, rehabilitasyona gideceğime elimde bir şişe viskiyle oturur Ray dinlerim" sözlerinde aşikâr bir meydan okumanın yanı sıra en fenasından yalnızlık hissi de mevcut. Yine Shakespeare’ vari entrikalarla dolu I'm No Good' da kuş yuvası saçlı kahramanımız bir yandan "bitchy" imajıyla dolup taşan "kötüyüm ben kötüyüm" imajını desteklercesine elini beline koyup sevgilisine çığırırken bir yandan da yumuşak ses tonuyla kendisini kadeh gibi yere fırlatıp bin bir parçaya ayıran sevgilisi yüzünden nasıl da ağladığını anlatıyor.

Ama elbette rakı sofrasının en mühim mezesi, Back To Black. Albümle aynı adı taşıyan şarkıdaki hüzün direk Müslüm Gürses - jilet hikâyesi. Şarkının nakaratında da ifade edildiği üzere birbirine hoşçakal diyen iki eski sevgiliden erkek cephesi yeni yârine dönerken kadın cephesi yüz kez ölüp dirilerek hüzne dönüyor. Amy' nin burada insanı duvara yapıştıran, oradan kazıyıp yere çarpan gür sesi içimizi titretirken geçmişe dair anılar film şeridi olup akıyor.

Tears Dry On Their Own gibi funky şarkılar... Just Friends gibi yumuşakçalar... Round Midnight gibi yavaştan damara sızanlar... Hepsinin ortak özelliği kırk yıl sonra beynimize yerleştirdiğimiz hard disklerde çalan cızırtılı sese hala keyifle kulak verecek olmamız. O zaman Amy yaşar mı yoksa inadından vazgeçmeyip henüz yirmilerindeyken toprağa girer mi bilmem. Ama doğru yolun onun için fazlasıyla uzak olduğu, Grammy' lerde de boğulsa hayatının son gününde hıçkırarak ağlayacağı besbelli şimdiden...

Kapanış şarkısı Kayahan'dan geliyor: Hüzün tünellerinde, soldum kederlerinde, cehennemde yansın bu dilim, bir yemin ettim ki dönemem...





Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010