"Moda Kostümdür, Stil ise Kimlik..."
Bu yazıyı yazma fikri oluştuğunda ilk olarak özel sayımızdaki gibi bir 2007’ye bakış içeriği düşünmüştüm. Belki biraz da 2008 yazına ilk bakış… Ancak okuduğum dergiler, online sitelerde aşağı yukarı hep aynı şeyleri buldum ki eminim sen de bulabilirsin bunları sevgili okuyucu. Sonra düşündüm. Moda bu dergilerde veya podyumlarda mı yaşıyor bizler için, özellikle de benim için. Örneğin Marc Jacobs’un çay fincanı topuklu stilettoları mı benim ilgimi çeken? İlgimi çekse bile bunları giymek ister miyim veya giyebilir miyim? Ya da Kate Moss’un Topshop’a hazırladığı koleksiyon mu? Moda bunlar değil dedim kendi kendime. Moda şehirde, şehrin sokaklarında yaşıyor. Tüm dünyada da bu böyle… Tam da bahsettiğim sebepten neredeyse her şehri fotoğraflayan fotoğrafçılar, bunları kendi bloglarından milyonlarca insana sunuyorlar.
Bunlardan biri var ki her geçen gün popülaritesini arttırıyor. Evet, Street-Style bloglarının ilham babalarının önde gelen ismi Face Hunter yani Yvan Rodic’ten bahsediyorum. İsveç doğumlu 30 yaşındaki bu sevimli (hatta yakışıklı) arkadaşımızın 2006’da yazmaya başladığı blogu her gün yaklaşık 10.000 ziyaretçi, Myspace sayfası ise tonlarca fan maili görüyor. Modayı takip eden, dünyada neler oluyor bilmek isteyen insanlar için Face Hunter adeta bir hayat biçimi haline gelmiş durumda. International Herald Tribune’den tutun da Independent’a, her yer ona bir şekilde dikkat çekiyor. Moda dergileri onun çektiği fotoğraflarla renkleniyor. Ve Yvan’ın aldığı maillere ve mesajlara bakılırsa stil sahibiyim diyen herkes bir gün onun tarafından fotoğraflanacağı günün hayalini kuruyor.
Güzel çocuk Yvan, 2005 Noel’i için hediye olarak aldığı kamerasını önceleri eğlence olsun diye, sadece kendisi için fotoğraflar çekmekte kullanıyor. Daha sonra o dönemde yaşadığı yer olan Paris’te neler olup bittiğiyle ilgilenecek insanlar olabilir şeklinde düşünerek bu fotoğrafları blogunda yayınlamaya başlıyor. Daha sonra işler büyüdükçe Doğu Londra’da Brick Lane’e taşınıyor ve blogunda, Facebook sayfasında veya Myspace’de hayranları mesela “Yeter artık Rejkjavik’e git” diyor ve Yvan da düşüyor yollara… Böylece dünyanın dört bir yanında fotoğraflar çekmeye başlıyor. Ancak bunlar bildiğimiz moda çekimlerinden fırlamış gibi görünen mankensi insanların fotoğrafları değil. Verilmiş pozlar yok, bir “snapshot” alaledeliği de yok. Özenli ve uğraşılmış işler. Yvan bunlar için “poz ile snapshot arasında bir yerde” tanımını yapıyor. Sokaktan geçen herkes onun için bir hedef, gözleri bir dakika rahat durmuyor. Hatta gece çılgın partilerde çoluk çocuk yerlerde sürünürken onun gözleri fıldır fıldır dönüyor. “Kendi sevdiğim ve inandığım şeye odaklanıyorum ve eşi olmayan şeyleri arıyorum” diyor. Çünkü ona göre artık markalar, tasarımcı ürünleri bütün dünyada bulunabiliyor; bulunamayanlar ise internetten sipariş edilebiliyor. Dolayısıyla herkesin biribirinin aynısı olması aslında hiç de zor değil. Yaratıcılık devreye girdiğinde ise Yvan için herşey değişiyor. Uçuk şeyler peşinde de değil üstelik. “Aradığım orasına burasına birşeyler takıştırmış insanlar değil, sirk aramıyorum.” diyor. Onun peşinde olduğu şey, kendisi için moda demek de olan “basit ama şaşırtıcı(simple with a twist)”. O “Moda kostümdür, stil ise kimlik” düsturuyla bu işi yapıyor. Yani sadece elbiseler değil; kişiyi ve üstündekilerle arasındaki bağı da yakalamaya, o kişi ve kıyafeti doğru mekan ve ışıkta, doğru yüz ifadesiyle fotoğraflamaya çalışıyor. İşine olan bu sevgisi ve mükemmeliyetçiliği ise yukarıda sözü geçen haklı başarıyı kendisine getirmiş durumda. O artık Fashion Week’lerde fink atıp, kendi sergisini bile açmış bir fotoğrafçı. Son bir not olarak belirtmeden geçemeyeceğim; Yvan’a göre en “stylish” şehirler ise Londra’dan sonra Stockholm, Kopenhag ve Rejkyavik. Katılmamak elde değil…
Bugün Ralph Lauren ve Paul Smith’in kreatif ekipleri, Dries Van Noten gibi dünya isimleri sokak modasını takip ediyorsa Face Hunter ve diğerlerinin bunda etkisi büyük. Çünkü moda yaşayan bir şeydir ve yaşam şehrin sokaklarındadır. Bundan mütevellit hemen her şehre ait bir Street Style blogu bulmak mümkün (önceki sayılarda Serpil’ in bahsettiği İstanbul Street Style blogu dahil bunlara ki bir de ben yorum yapmak istemiyorum bu blogla ilgili). Hatta şehirler arasında Street Clash adı altında başka bir blogda “en şık şehir” yarışması bile düzenleniyor. Diğer şehirler, bahsi geçen “Sokak modası” çılgınlığı ve Street Clash’in 2007 galibinden ise bir sonraki yazıda bahsetmek dileğiyle huzurlarınızdan ayrılıyorum. Hatta bir sürpriz yapıp İstanbul’dan elimde bulunan bir iki kareyi de serpiştirebilirim, kim bilir...
Sevgi ve saygılar efendim…

Anasayfa>>
Moda Bölümü>>
|