Sonny J



Efenim şimdi böyle bir müzik türü var ki dinleyen herhangi bir insan evladı bu müziği sevmesin, dinlerken dans etmesin. Nasıl desek; altta insanı harekete geçirmeye yeten bir ritim, üzerine bilimum müzikal enstrümanlar her daim hareketi artırırcasına renk veriyor. Üflemeliler, yaylılar, gitarlar, sazlar. Üzerine ise şeker mi şeker bir vokal.

Bahsettiğimiz isim Sonnigton James; ki kendinse Sonny J denmesinden hoşlanıyor olacak ki müzik piyasasına bu isimle girdi. Henüz geçen sene bu müzikal curcunaya profesyonel olarak adımını atan Sonny J; ilk olarak Can’t Stop Moving şarkısıyla gönülleri fethetti. Bu şarkıya çekmiş olduğu klip ise ayrı bir güzel. Ardından ikinci single ve klibi kapımızı çaldı; Handsfree (If You Hold My Hand). Hani giriş paragrafında hiçbir insan evladı dans etmeden duramaz demiştim ya, sadece bu iki şarkıyı dinlemeniz bile yeterli bana hak verebilmeniz için.

Üç süper single’ ın ardından ise Disastro albümü geçtiğimiz haziran ayında raflardaki yerini aldı. Albüm genel olarak çıkardığı single’ ların havasında olsa da arada yumuşak seyreden pop şarkıları da yok değil. I’m So Heavy, Belly Bongo ve albümle aynı adlı Disastro şarkılarını buradan size şiddetle öneriyorum. Liverpoollu olan Sonny J’ in albümüne müzik otoriteleri tam puan vermişti, biz de yıldızlı pekiyi veriyoruz kendisine.

İlk dinlediğimde The Go! Team’ i hatırlatan bir müzik bu aynı zamanda. Eğer The Go! Team’ i seviyorsanız elbet bu güzel hanfendiyi de seveceksiniz, emin olun. 1 Kasım Cumartesi gecesi İstanbul’ un yeni eğlence mekanı Tamirane’ de buluşmak üzere. Oturmak yok, dansa devam.





British Sea Power



Evet festivalin bu seneki headliner’ ı İngiltere’ den geliyor; British Sea Power. Geçtiğimiz yıllardan bahsettiğim yazıda bu yılın festivaller açısından kesat bir yıl olduğuna değinmiştim. Malum bildiğiniz üzere ekonomik kriz de yolda. Bir de bunlara ülkemizdeki oluşmamış müzikal kültür de eklenince; büyük umutlarla beklediğimiz grupları göremeyeceğimizi tahmin ediyorduk. Ama o da nesi British Sea Power Phonem’ de.

İngiliz indie sahnesinin son dönemde yetiştirdiği en mühim gruplardan olan British Sea Power; 2000 yılında Cumbria’ da kuruldu ve özellikle sahne performanslarında akranlarından sıyrıldı. Bu sahne performansı olayının altını özellikle çiziyorum çünkü grubun plak şirketi Rough Trade’ ten Geoff Travis grubu bu sayede keşfetti ve ilk albümleri The Decline Of British Sea Power 2003 yılında müzik marketlerdeki yerini aldı. Post-Rock olayının cılkının çıktığı bir döneme tekabül eden bu albüm, yine aynı dönem albüm çıkaran gruplardan olan Interpol kadar ilgi çekmese de yine de adından sıkça söz ettirdi.

Ada’ nın en önemli plak şirketlerinden Rough Trade’ i arkasına alan British Sea Power; bu albümden iki yıl sonra ise Open Season’ ı çıkarttı. İlk albümün rüzgarıyla birlikte çok fazla şey beklenen grup; ikinci albüm sendromunu maalesef yaşamadan edemedi. The Decline Of British Sea Power’ ın birkaç gömlek altında seyreden Open Season, grubun hayranlarını ufak da olsa hayal kırıklığına uğratsa da grubu haklı olarak bir kenara itemediler.

Open Season’ dan sonra biraz olsun silkinen ve kesnine gelen grup; araya da üç yıllık bir süre koyarak son albümleri Do You Like Rock Music albümleriyle geçtiğimiz Ocak ayında sevenleriyle tekrar buluştu. Albümün prodüktörlüğünü Arcade Fire’ ın da prodüktörlüğünü yapan Howard Bilerman; Jarvis Cocker’ la çalışan Graham Sutton ve Godspeed You Black Emperor albümleri kaydeden Efrim Menuck birlikte yaptı. Ortaya ilk albümü bile geride bırakabilecek bir müzikal doku çıkartan grup müzik camiasından ise tam puan aldı. Özellikle gitarlardaki akış ve vokallerdeki uyum albümü bir anda yukarılara taşıdı. The Great Skua ve Lights Out for Darkier Skies şarkılarının öne çıktığı albümün Reset!’ te yayınlanan bir kritiğine ise şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Evet son beş yılda çıkan 3 albüm ve şahane bir sahne şovu. Festivalin en güzel saatlerini 8 Kasım gecesi Studio Live’ da yaşayacağımız aşikar. Son olarak British Sea Power’ ın sorusunu hatırlatalım; Do You Like Rock Music? – Yes We Do.


          


Prinzhorn Dance School


Prinzhorn'dan iki dansçı çıktı meydane, ikisi de birbirinden merdane! Günümüz senfoni orkestrası benzeri çok enstrümanlı grupların aksine Tobin Prinz ve Susie Horn ikilisi fena halde sade...

Prinzhorn Dance School'a alışmak oldukça zor; öncelikle bunu belirtelim. Müzik desen müzik değil, e bunu geçip liriklere bakalım o zaman desen mantık silsilesine dâhil olabilecek bir satır yok. Sesleri güzel değil, aralarında gitar ya da klarnet virtüözü arasan boş. Yok babam yok! Peki, öyleyse Prinzhorn'un Pitchfork ve Plan B dergisi gibi zorlu sınavlardan başarıyla geçmesinin, DFA Records'ın en gözde gruplarından biri olmasının sebebi nedir? Burada Kings Of Convenience'tan bir söz araklamam lazım: sheer simplicity - yani "alabildiğine sadelik". Bir gram fazlalık yok; tek hücreli canlı müziği mübarek...

Konumuzu biraz açalım: Prinzhorn Dance School adlı nev-i şahsına münhasır albüm, ilk notasından son notasına dek aynı ritim üzerinde kayıp gidiyor. Sanki garajda babasından kalma müzik aletlerini bulup ne yapacağını zerre bilmeden doğaçlama takılan yeniyetmeler gibi. Biraz biraz The White Stripes'ın ilk çağ hali gibi. Evet, belki Tobin yeni Jack White'ımız olamaz ama Susie'nin Meg kopyası olduğu kesin. Kopya derken iyi manada, ikisi de bir şey çalamıyor ama çok güzel çalıyormuş taklidi yapıyor. Üstelik vokalleri de siyam ikizi.

Grup belki bildiğimiz yollardan müzik icra etmiyor ama siyasi olaylara değinmekten de geri kalmıyor. İnsanlığın makineleşmesi ve yalnızlaşması başlıca konu başlıkları… Örneğin tek vurumluk gitardan ibaret Worker'da ikili "Başlıyoruz bitiriyoruz, bitiriyoruz başlıyoruz, akli dengemize gelince, rafın üstündeki haplarla besleniyoruz" diyerek işçi sınıfının robot gibi hareket etmesine dem vuruyor. Yine aynı şekilde Eat, Sleep'te "Yiyoruz, uyuyoruz, etraf canavarlarla kaynarken" diyor. Son bir örnek daha: Adıyla müsemma Don't Talk To Strangers, yabancılarla konuştuğumuz takdirde sorular sormaya başlayacaklarını, o yüzden mümkün mertebe susmamız gerektiğini anlatan minik bir ibret dersi. Bu hikâyeler kulağa yabancı mı geliyor sizce? Evet, dünya anne babasından çok Britney Spears'la ilgilenen insanlarla dolu ve bu konuda yapabileceğimiz fazlaca bir şey yok...

Bu arada sosyal sorgulamalara dalı kendimizi kaybetmeden önce göz atmamız gereken birkaç naif şarkıdan bahsetmeden geçmek olmaz. Örneğin "inek nerede dağa kaçtı, dağ nerede yandı bitti kül oldu" temalı Lawyers Water Jug, sıkılan bünyenin kendini mahalledeki tek sosyal tesise adamasını anlatan Hamworthy Sports And Leisure Center ve dondurmanın içinde gezinen hamam böcekleri gibi detaylarıyla mide kaldıran Up! Up! Up! albümde açık ara önde giden şarkılar...

Tabii müzikal anlamda hiçbir şarkıyı birbirinden ayırmak mümkün olmadığı için albümün BBC'nin çıkardığı eğitici podcastlere benzediğini belirtmek lazım. Her melodi birbirinin tekrarı, her söz bir diğerinden daha karamsar ve belki de striptiz müziği gibi tek atımlık notaların üstünde kendimizi kaybederek dans etme fırsatı bulmamız imkânsız; ancak bu demek değil ki Prinzhorn Dance School dinlerken salgılanacak adrenalin seviyesi düşük. Hayır efendim, aksine bu gece kemik çerçeve gözlüklerini takıp kız tavlamaya çıkmış entel zihnimiz ter atacak. Bedense koltukta sabit. Bu seferlik boynumuzdan yukarısı coşacak! Bir nevi çılgın bulmaca partisi...


          


Robots In Disguise



Şayet Berlin de bir kulübe gidip suratının yarısı maviye boyalı, geri dönüşümlü maddelerden yaptığı giysililerle karşınıza dikilip çığlık çığlığa bağırarak seksi, uyuşturucuyu, egosunu, sanatı ve sabah yataktan kalktığında hissettiği mide bulantısını suratınıza haykırarak anlatan bir kadın görürseniz biliniz ki elektroclash ve Robots in Disguise çok uzaklarda değildir.

Küçük çocuklarken hepimizin ayıla bayıla izlediği Transformers'a gönderme yaparaktan kendilerini adlandırmış; hafif funk, punk esintili elektroclash bu hatunlar.. Sue Denim ve Dee Plume isimli iki İngiliz bayandan oluşmakta Robots in Disguise.

Üniversitede tanışan ikilinin müzik kariyerleri o zamanlar Sneaker Pimps üyesi, şimdilerde solo projesi IAmX ile geçen hafta İstanbul'u coşturan Chris Corner'ın labelı Splinter’dan çıkardıkları ilk Ep’leri Mix up Words And Songs ile başlamakta, daha sonra Fransız “Recall”dan kendi adlarını taşıyan ilk albümleri ile 2001 yılında müzik piyasasına sıkı bir giriş yapan Robots in Disguise, özellikle Avrupa kulüplerinde oldukça geniş bir hayran kitlesi elde etti. İngiliz BBC'de konuk oyuncu olarak rol aldıkları The Mighty Boosh dizisi ile de İngiltere de oldukça tanınan simalar haline gelen ikilinin, bu diziden arkadaşları Noel Fielding ile kankagiller yakınlığında oldukları sezmekteyiz.

Chris Corner prodüktörlüğündeki 2005 yılı çıkışlı ikinci albümleri Get Rid! ilk albümün aksine daha enerjik ve hareketli, fakat ilk albümün üstüne çok artı koydukları söylenemez robotların. Müzikal açıdan daha hızlı, kendini bilen bir şekilde ve elektroclash tarzına daha yakın durmaktalar. Şarkı sözleri yarı İngilizce, yarı Fransızca olarak albümün geneline serpiştirilmiş. Albümün can alıcı şarkısı Turn it Up da, Ziggy Stardust amcadan, Sneaker Pimps'e; Pistols'dan, Peaches'a, The Smiths'ten Serge Gainsbourg'a saygı duydukları herkese bir selam çakmışlar. The Kinks coverı “You Really Got Me” pek hoş durmasa da, eğlencelik bir şarkı olarak dinlenmekte. Tamamı Fransızca, eğlencelik ve süper vokalli “La nuit” ve herkesi dans pistine sürekleyecek “Dj’s Got a Gun”da insanı tepindirecek şarkılar listemizde üst sıralarda kendilerine yer bulmakta. Albümdeki en işveli cilveli şarkı olarak Voodoo'da favorilerimden..

Pop art, riot girl muhabbetleri, erkekler, insanlar, DIY (Do it yourself) hakkında yaptıkları şarkılarla türevleri Chicks on Speed, Peaches, Le Tigre gibi gruplardan pek de farklı bir kulvarda durmasalar da vokal ve müzikal açıdan çok daha dinlenesiler ve hayranlarına konserlerinde old school ruhunu çok daha iyi hissettiriyorlar. Ayrıca moda dergilerinin de gözdesi haline gelen Robotlar, stil ikonu olarak da etrafta poz kesmekteler. Sue Denim şu aralar genelde Berlin’de olmak dışında, diğer Avrupa şehirlerini de turlayarak Dj lik yapmakta. - Myspace'inde klonlarından oluşan bir kız güruhunu hali hazırda görmek mevcut-

İşin özü: Bir bardak Kraftwerk'li portakal suyuna, İggy Pop’lu küp şekerler ekleyerek, The Slits kaşığıyla karıştırıp bir yudum alırsanız Robots in Disguise tadı alacaksınız a Sobermag severler, fakat herkes bu karışımdan hoşlanmayabilir, yine de bir yudumdan zarar gelmez, deneyiniz memnun kalınız.