ZELIG

İlk başta film ile ilgili bilgi vermeden önce filmin türüyle ilgili bilgi vermekte fayda var. Zelig, bir 'Mockumentary' filmi. Türkçe'de Mockumentary'e karşılık bir sözcük yok. Belgeselmiş gibi gösterilen kurmaca filmler anlamına gelen bu kelimenin, sinemada önemli bir yeri var. Bu janrın en önemli ve bilindik temsilcileri olarakta This is Spinal Tap (1984), The Making of '...and God Spoke (1993), The Blair Witch Project (Blair Cadısı, 1999), Death of a President (Bir Başkanın Ölümü, 2006) ve Woody Allen'ın Zelig filmi ile Peter Jackson'ın Forgotten Silver (1995) filmlerini sayabiliriz. Tabii bunun dışında da yapılmış bir çok kaliteli Mockumentary filmi mevcut. Son zamanlar da yapılmış popüler bir mockumentary filmi söylemek gerekirse sanırım başta Borat (Borat: Cultural Learnings of America for Make Benefit Glorious Nation of Kazakhstan, 2006) ve [Rec] (Ölüm Çığlığı, 2007) gelir. Kurmaca ile gerçeği karıştırma amacı güden bu iki film, seyircide tüm filmin el kamerası ile çekilmiş olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Borat, bir kaba bir mizah diline sahip komedi filmiydi. [Rec] ise bol kanlı ve klostrofobik bir korku filmiydi. Ama mockumentary türüne olan yakınlıkları iki filmi de benzerlerinden ayırmayı başardı ve popüler kıldı.


Woody Allen'ın 1983 yılında yazıp yönettiği ve ayrıca başroldeki Zelig karakterini oynadığı 'Zelig', tam olarak bir mockumentary filmi. Yapım, 1920'lerde keşfedilen ve yanında bulunduğu kişiye benzeme özelliğine sayesinde aniden ünlenen Leonardo Zelig'in hayatını anlatıyor. 'Yıl 1928. Amerika, on yıl süren eşsiz başarısının tadını çıkarırken çıldırmış durumda. Jazz Devri, böyle diyorlar. Ritimler uyumsuz. İlişkiler daha rahat. Likör daha ucuz, tabi bulabilirseniz. Olağanüstü kahramanların, çılgın dublörlerin gizli eğlence yerlerinin ve renkli partilerin zamanı. Long lsland'da Bay ve bayan Henry Porter Sutton'ın düzenledikleri tipik bir parti, hayatın patronlarını biraraya getiriyor. Politikacılar ve şairler yüksek sosyetenin kaymak tabakasıyla müşerref oluyor. O partide bulunanlardan biri olan Scott Fitzgerald ise defterine, insanda aristokrat izlenimi bırakan ve konuşurken zenginleri göklere çıkaran Leon Selwyn ya da Zelman isimli küçük meraklı bir adam hakkında birşeyler yazıyor. "Coolidge ve Cumhuriyetçi Parti'den söz ederken hayranlığı gizleyemeyen sesi üst tabakadan Bostonlılarınki gibidir." - "Bir saat sonra" diye yazar Fitzgerald; "Aynı adamı mutfakta çalışanlardan biriyle konuşurken görünce şaşakaldım. Şimdi Demokrat olduğunu iddia ediyordu ve aksanı halk tabakasından birisiymiş gibi gırtlaktandı."


Leonardo Zelig o kadar popüler olur ki, bir süre sonra adına şarkılar bestelenir, filmler çekilir. O, her gün gazetelerin ilk sayfasında yer almaktadır. Fakat bir süre sonra da bazı insanlar için adaletsizliğin sembolü haline gelir ve kapitalizmin canlı versiyonu ilan edilir. 'Bu yaratık kapitalist insanı temsile diyor. sonuca ulaşmak için kılıktan kılığa giren yaratık. emekçilerin hileyle sömürülmesi...'. Ku Klux Klan için ise zenci yada Kızılderili'ye dönüşebilen bir Yahudi olarak üçlü hedef demektir. Bunca kaosun ortasında kalan bu adamın ruhsal sağlını gerçekten tek düşünen kişi ise Dr. Eudora Fletcher 'dır. Psikiyatrist olan Fletcher, kendi hastanesine gelen Zelig'i hipnotize eder ve sorunun kaynağının psikolajik nedenler olduğunu anlar:


Dr. Fletcher: Bana neden yanında bulunduğun insana benzediğini söyle.
Leonardo Zelig: Çünkü bu güvenli.
Dr. Fletcher: 'Güvenli' ile neyi kastediyorsun?
Leonardo Zelig: Güvenli...Diğerleri gibi olmak.
Dr. Fletcher: Güvende olmak mı istiyorsun?
Leonardo Zelig: Sevilmek istiyorum.
Dr. Fletcher: Etrafındaki insanlar gibi davranmaya başladığın ilk ânı hatırlıyor musun?
Leonardo Zelig: Okulda, bir kaç zeki adam Moby Dick'i okuyup okumadığımı sordular. Okumadığımı söylemeye utandım.
Dr. Fletcher: Ve okumuş gibi mi davrandın... Değişiklikler ne zaman otomatikleşmeye başladı?
Leonardo Zelig: Yıllar önce. Aziz Patrick Günü. Bir bara girdim. Yeşil bir elbise giymiyordum. Beni elleriyle gösteriyorlardı. Ben de İrlandalı oldum.
Dr. Fletcher: Onlara İrlandalı olduğunu mu söyledin?
Leonardo Zelig: Saçlarım kızıllaştı. Burnum kızarmaya başladı. Büyük patates kıtlığından ve küçük insanlardan konuşmaya başladım.


Dr. Fletcher, Zelig'in bilinçaltını sorgulayarak onun davranışlarındaki yap-boz'un parçalarını teker teker yerine koyar. Doğru ve yenilikçi bir tedavi ile Zelig'i normal bir birey olarak topluma kazandıracağını düşünen Fletcher, kişisel çabaları ile Zelig'i bu 'kertenkele' durumundan kurtarır. Fakat bir süre sonra Zelig, kendi fikrine karşı olan fikirlere dayanamaz bir kişi haline gelmiştir. Bu sırada Dr. Fletcher, Zelig'e aşık olduğunu fark eder. Zelig'te ondan hoşlanıyordur. Evlenme hazırlıklarını başladıkları zaman, o dönemin popüler kültürünün parçası haline gelen Zelig'e bir sürü dava açılmaya başlanır. Bazıları ondan çocuğu olduğunu iddia etmekte, bazıları evli olduğunu iddia etmekte bazıları da kendini doktor gibi tanıtıp gereksiz bir dişi çekmekle onu suçlar. Aniden bir kahraman haline gelen Zelig aynı hızla sıfır noktasına dönüş yapar ve nefret edilen biri haline gelir. Büyük bir baskı altında kaldığından dolayı da Zelig'in hastalığı geri gelir ve ardından Zelig aniden ortadan kaybolur.Her daim onun yanında olan ve ona destek olan Dr. Fletcher ise onu Almanya'da Nazi'ler ile birlikte bulur. Birlikte Amerika'ya geri kaçan ikili, tekrar bir kahraman gibi karşılanırlar. Çünkü Zelig, uçak kullanmayı bilmediği halde hastalığı sayesinde Atlantik üzerinden kesintisiz uçan ilk kişi olmuştur.


Arka planda Amerika'nın 1920 ve 1930ların yer veren film, aslında Zelig karakteri aracılığı ile o dönemin Amerika'sını ortaya koyuyor. Filmde şöyle bir söz var: 'Onun öyküsü medeniyetimizin tabiatını zamanımızın özelliklerini yansıtır. Her ne kadar sadece bir insanın hikayesi olsa da kültürümüzün bütün temalarını içeriyordu. (Kahramanlık, arzu, bu tür şeyler) ama dönüp tekrar baktığınızda, gerçekten çok garipti. Yarattığı ilgi düşünüldüğünde hafızalardan bu kadar çabuk silinip gittiğini görmek çok ironik. O, elbette ki çok eğlenceli biriydi ama aynı zamanda insanların bir damarına basıyordu. Belki de hiç basılmasını istemeyecekleri bir damarlarına. Şüphesiz ki bu çok sıra dışı bir öykü.


Hikaye olarak olduğu kadar da teknik olarakta başarılı ve ilginç bir yapım olan Zelig, Venedik Film Festivali, BAFTA, Golden Globe (Altın Küre) ve Akademi Ödülleri'nde Woody Allen'a bol bol heykelcik kazandırdı. Ayrıca gişede brüt olarak 12 milyon dolara yakın iş yaptı. Yapımında arşiv görüntüleri ile Woody Allen'ı birleştirmek için bol bol özel efekt kullanılan filmde, Adolf Hitler'in Zelig'e kızışını ve Papa 9. Pius'un Zelig'e elindeki kağıt ile vuruşunu görebiliyoruz. Özel efektler o kadar detaylı yapılmış ki, tamamen bitirilmesine kadar Woody Allen, A Midsummer Night's Sex Comedy (Bir Yaz Gecesi Rüyası, 1982) ve Broadway Danny Rose (Broadway Yıldızı, 1984) adında iki film çekmiş.


Filmin değinilmesi gerekilen bir başka noktası ise oyunculuklar. Başroldeki Zelig karakterine can veren Woody Allen, benim için sinema tarihinin yaşayan Charlie Chaplin'idir. Allen, abartılı ve sempatik mimikleri ile Leonardo Zelig'i muhteşem canlandırıyor ve adeta 'düzmece belgeseli', gerçek bir belgesel havasına çeviriyor. Tabii filme bu havayı veren sadece oyunculuklar değil. Yönetmen ve senarist Woody Allen'ın eski yıpransın ve eski görünsün diye siyah-beyaz negatif ham filmlerin üzerinde tepindiklerini ve böylece eski film görüntüsünü yarattıklarını söylediği ham filmler de, 'düzmece belgeseli', belgesele yakınlaştıran en önemli etkenlerden başlıcaları. Bütün bu uğraşlar sonucunda ise 20'li yılların görüntüsü ve yaşamasak da hissettiren hissi çok güzel yaratılmış. Arada Zelig'i tanıyanlarla yapılan röportajlar ise yer yer gülümsetmesi dışında mockumentary ile belgesel arasındaki çizgiyi karıştırmamıza hizmet ediyor.


Zelig'in öz-varoluşu aslında bir varolmayıştır. Kişilikten yoksun insani nitelikleri o kadar uzun zamandır hayatın hengâmesinde kaybolmuştur ki... Hep tek başına oturur, sessizce boşluğa bakarak. Bir sıfır... Bir gayri-insan... Rol yapan bir ucube. Bütün istediği uyum sağlamak, ait olmak düşmanlarına görünmez olmak ve sevilmektir ama ne uyum sağlayabilir ne de aidiyet yaşayabilir. Düşmanlarının denetimi altındadır ve umursanmadan durur. Hastane yönetimi Zelig'i unutmuş durumdadır. Vesayeti için savaşan sadece Dr. Fletcher'dır. Sonuç olarakta Dr. Fletcher'ın özel Zelig'e karşı özel ilgisi aşka dönüşür. Aşk, tüm sorunların üstesinden gelmeyi başarır. Film ise Zelig'in ağzından çıkan çok önemli bir mesaj ile zihinlerimizi meşgul etmeye devam eder: "Çocuklar, kendiniz olmalısınız. Olduğunuzdan başkasıymış gibi davranmayın. Onların bütün cevapları bildiğini düşünmeyin.Kendiniz olun, konuşun,aklınızdakini söyleyin. Belki bu başka ülkelerde mümkün değildir. Ama Amerika'da işler böyle yürür. Ben sürüngenler familyasının bir üyesiydim. Ama artık değilim..."


Bu uzun yazıyı okumaktan sıkılıp son paragrafa geçenler için bir cümle ile özetlemem gerekirse: Zelig, Woody Allen'ın en iyi işlerinden biri olarak benim için zirveye yerleşiyor. Kesinlikle zaman ayırıp izlenilmeyi hak eden bir başyapıt.

 



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010