Canım Ailem
Açıkçası dizi bölümünü açarken kafamda “yerli dizi de yazarız arada” gibi bir düşünce yoktu. Doğrusunu söylemek gerekirse torrentlere sunulan onlarca yabancı dizi dururken yerli diziler benim için tüm cazibesini yitirmiş durumda. Tabii tüm bunların yanında son birkaç yılda dizi sektörünün tam anlamıyla patlama yapmasının, sayının giderek artarken önümüze sunulan yapımların kalitesinin de aynı paralellikte düşmesinin de etkisi şüphesiz çok büyük. Gerçi dizilere bok atmayalım, son 5 yılda daha önce görülmemiş bir şekilde televizyonda yaşanan erozyondan onların da nasibini alması kaçınılmazdı elbette. Bu da genç güruhun büyük bir kısmının kendini televizyondan soyutlaması, türlü yollarla indirdiği yabancı dizilere saldırmasıyla sonuçlandı.
Bu gruba dahil olan biri olarak, neredeyse hiç televizyon izlemeyip internet ortamında o Lost senin bu How I Met Your Mother benim fellik fellik dolanmaktayken arkadaşlardan duyup gene ilk 3 bölümünü netten indirmek suretiyle başladığım Canım Ailem hakkında bir iki bir şey çiziktirmek istedim. En azından şu kalitesiz yerli dizi bolluğunda o kadarını hak ediyor. Her ne kadar bu yazıda paso bu diziden bahsedecekmişim gibi dursa da bambaşka dertlerim var. Son dönemlerde hayatım boyunca haşır neşir olmadığım kadar yabancı dizilerle yakın ilişkiler kurduğum düşünülürse ister istemez yerli yapımlarla arasında bir karşılaştırma yapma ihtiyacı hissediyorum.
Bugün genelde Amerikan dramları halen karmaşık ilişkiler ağıyla örülü, türlü türlü entrikanın döndüğü, kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bir ton karakterin olduğu hikayeleri işleyerek Dallas’ın kendilerine bıraktığı mirasın kaymağını yemekte. Yine de bunca karmaşanın, çarpık ilişkinin, yalan dolanın arasında verilen bir “aile bağları” temamız mevcut olmakla birlikte pek bir belli belirsizdir. Belki bu konuya önemle eğilen son dönem yabancılardan Brothers & Sisters’ı istisna olarak vermek mümkün. Türkiye’de ise genelde tam tersi durum geçerli olmuş, entrikaların döndüğü dramlarda bile bazen alttan alta bazen göze soka soka işlenen “Türk aile yapısı” teması, “Türk örf ve adetleri”ne uydurulmaya çalışılan çabaların ürünü olarak ortaya çıkmıştır.
Tüm yenilikçi çabalarına, Batılı tavırlarına rağmen yerli dizilerde bugün halen, Bizimkiler ile kazandırılan bir apartman-komşuluk bilinci, Şaşıfelek Çıkmazı’nın oluşturduğu bir mahalle kavramı, Süper Baba’dan bu yana genellikle baba figürü etrafında dönen aile dayanışması pek aşılamamıştır. Ağa dizileriyle beraber bu birlik ve beraberlik duygusu köy ortamına taşınmış daha büyük bir komüniteye, “aşiret”e geçiş yapılmıştır. Kısaca anlatmak istediğim şey yerli dizilerin aynı tas aynı hamam olması. En azından yabancı yapımlar, bir karakterin dizide diğer karakterlerin birçoğuyla işi pişirdiği dizilerin yanı sıra, izlenmesi keyifli orijinal yapımlar ortaya koyabiliyorlar.
Tüm bunları anlatmamın sebebi Canım Ailem’in de, adından da anlaşılacağı üzere, bu bahsettiğim “aile” kavramı üzerinden derdini anlatması; özetle diziyi izlemem için ortada gözle görülür bir yenilik olmaması. Üstelik bir de mahalle arasında geçmesini eklersek, Şaşıfelek Çıkmazı havası olduğunu da söyleyebiliriz. Tüm bunlara rağmen, Canım Ailem’in yaklaşık 1 senedir doğru düzgün yerli dizi izlemeyen benim gibi birini bile kendine çarçabuk bağlayan bir yapısı var. Klasik aile temasını senaryoda iyi verdiği takdirde izlemesi son derece keyifli bir hale gelebiliyor bu tip diziler. Ama her şeyden önce beni kendisine bağlayan belli başlı isimler oldu:
Şebnem Bozoklu; Maalesef Meliha rolünde gözükene kadar kendisinden haberdar olmadan geçen zamana acıdım. Yani izleyenler biliyorlardır gerçi de diziyi izleyemeyen sevgili okurlar, öyle bir oyunculuğu var ki kendisinin -oyunculuk da değil bildiğin gerçek o karakter, bir yerlerde var böyle bir kadın, eminim- böyle anlatmaya çalışırken bile içim içime sığmıyor. Uzun süredir bir dizi karakterinin bana bu kadar keyif verdiğini hatırlamıyorum.
Ezgi Mola; Bir izleseniz, bir kişi nasıl bu kadar doğal olabilir, her tarafından nasıl samimiyet akar şaşar kalırsınız. Yolda görsem abla muamelesi yapıp koşar boynuna sarılırım. Öyle sahi bir karakter yaratmış. Hele Şebnem Bozoklu ile karşılıklı sahnelerinde herhangi bir espri yapmasalar bile kendimi tutamayıp dakikalarca gülmüşlüğüm vardır.
Bunlar dışında Uğur Yücel ve Ozan Güven isimlerine artık yeterince aşina olduğumuz ve oyunculuk konusunda kapasitelerini bildiğimiz için ayrıca bahsetmek istemedim. Her zamanki gibi iyiler, yalnız Yücel’e Adana şivesi acayip yakışmış (Canım Ciğerim). İlker Aksum’u zaten biliyoruz. Genç iki oyuncumuz Sezgi Mengi ve Deniz Denker dışında kadroda falso yok pek. Yönetmen özellikle genç oyuncuları yönetme konusunda çok başarısız. Deniz’in oyunculuğu tahammül edilebilir de Sezgi Mezgi’nin tepkileri inanılmaz irrite edici. Oyuncu deneyimsiz olabilir de yönetmen nasıl bazı bariz hataları görmüyor anlamak mümkün değil. Onun dışında küçük Mertcan’dan da Oskar bekleme gibi bir amacımız olmadığı için onun da sevimliliğiyle idare ediyoruz.
Dizinin asıl sıkıntısı çok fazla karakter olması. Şimdi Lost’ta da bolca karakter bulunuyor, ne bileyim Heroes, Prison Break vs.’de de. Fakat bizim Türk dizilerinin yabancılardan ayrıldığı çok net bir nokta daha var. O da senaristlerin, dizideki her oyuncuyu her bölüm gösterme, her bölümde onların karakterlerine ufak da olsa birer yan hikaye yazma amacı gütmeleri. Misal en basitinden Lost her bölüm belli karakterlere odaklanırken, bir yandan da diğerlerinin hikayelerini vermeye özen gösteriyor. Diğer yabancı dizilerde de her oyuncu her bölüm gözükecek diye bir kaide yok. Ama sanırım yerli sektörde “ayıp olmasın” gibi bir mantık oluşmuş. Durum böyle olunca da onca karakter bir yerden sonra dizi setinde gereksiz kalabalık yaratıyormuş izlenimi uyandırıyor.
Son tahlilde “Canım Ailem”, daha önce sürekli karşımıza çıkan “aile” temasını yine yeni yeniden işlemekle beraber “İkinci Bahar”dan sonra bir daha alamadığım sıcaklığı bana yaşatmayı başardı. Bir de “baba” figürü etrafında dönen (bu örnekte dayı) ailelerden, Meliha ve kardeşleri sayesinde çok az biraz sıyrılmayı başarabilmiş ama kadın karakter etrafında dönen pek az ürün çıkarabildi televizyon sektörü ne yazık ki. Böyle bir projeye girişecek olanlara, “Patriarchy (Ataerkil)” diye başlayıp ilk sezonun finali “Matriarchy (Anaerkil)” ismindeki bölümle biten Brothers & Sisters’a ve Sally Field’a göz atıp feyiz almalarını salık veriyorum. Hadi dağılın şimdi…


Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|